Erkoç Iqbal, Seçil2026-04-042026-04-0420253023-8471https://doi.org/10.35237/suitder.1748469https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/1375745https://hdl.handle.net/11616/107542Bu çalışma Salman Rushdie’nin “Yakutlu Pabuç Müzayedesinde” adlı öyküsünü Jean Baudrillard’ın simülasyon ve hipergerçeklik kavramları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Öykü, Oz Büyücüsü filminde kullanılan yakut pabuçların hem bir eve dönüş hem de huzur vaadi taşıyan kültürel semboller olarak pazarlanıp sergilendiği bir müzayede salonunda geçer. Bu salon, aidiyet duygusunu ve kimliğini uzun zaman önce kaybetmiş; farklı kültürel, politik ve hatta kurgusal geçmişlere sahip katılımcıların bir araya geldiği bir mekân olarak temsil edilir. Bu bağlamda, müzayedede sergilenen yakut pabuçlar, “ev” ya da “gerçeğe” dair özgün anlamların, simüle edilmiş versiyonları ile değiş tokuş edildiği hipergerçek nesnelere dönüşür. Bu hipergerçek düzlemde Rushdie’nin anlatısı, aidiyet duygusuna ulaşmak için çabalayan bireylerin trajik durumunu gözler önüne serer. Öykü aynı zamanda, kültürel simgelerin, anlamdan arındırılmış bir gerçekliğin ticarileştirilmiş alternatiflerini üretmek amacıyla nasıl araçsallaştırıldığını da ortaya koyar. Bu tür çelişkili bir atmosferde, toplumsal yabancılaşma ve izolasyon sürekli olarak yeniden üretilir. Dolayısıyla eserde, yakut pabuçların vadettiği sentetik rahatlığın aldatıcı doğası gün yüzüne çıkar; çünkü pabuçlar merkezdeki aidiyet sorununu çözmek yerine, onu daha da karmaşık hâle getirir. Dolayısıyla, “Yakutlu Pabuç Müzayedesinde” öyküsünün, Baudrillard’ın kuramsal çerçevesi üzerinden okunması, postmodern bağlamda sıkça karşılaşılan yabancılaşma, yönsüzlük ve anlam kaybı temalarına yönelik tartışmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.trinfo:eu-repo/semantics/openAccessSalman Rushdie’nin “Yakutlu Pabuç Müzayedesinde” Öyküsünde Hipergerçeklik: Baudrillard’ın Simülakr Kuramı Işığında Aidiyet ve Gerçeklik SorgusuArticle64799210.35237/suitder.17484691375745