Yazar "Dişli, Faruk" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe BSA Interference in Immunoassays in Individuals with Egg Allergy(2023) Yıldız, Sedat; Kaplan, Fatih; Yılmaz, Yücehan; Dişli, FarukAim: The aim of current study was to determine interference by bovine serum albümine (BSA) as blocking agent in enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) carried out in individuals with egg allergy. Material and Methods: 14 people diagnosed with egg allergy and 7 people without allergy were included. The sample were studied with an indirect ELISA method for egg-white IgG antibody developed in our laboratory. Effect BSA on interference was studied by manipulating antigene coating (none vs. egg white extract), blocking (1% BSA vs. Tween 80), and sample diluent (PBS vs. PBS + 0.5% BSA). Results: In wells that were blocked with 1% BSA without being coated with antigen, positive samples cross-reacted with BSA to give an optical density (OD) of 0.99 ± 0.16, while negative samples gave an OD of 0.08±0.01 (p<0.05). However, when the same samples were diluted with 0.5% BSA, the OD of positive samples decreased (from 0.99±0.16 to 0.08±0.01), and the statistical difference with negative samples disappeared. It was observed that tween, which was used as a blocking and diluting agent, did not cross-react with the samples. Positive samples gave an OD of 0.66±0.07 in antigen (egg white extract) coated and tween-blocked wells, and 1.01±0.11 OD in BSA blocking (p<0.05). When the samples were diluted with 0.5% BSA, positive samples gave 0.18±0.01 OD on the antigen coated plate, while negative samples gave 0.12±0.04 OD (p<0.05). Conclusion: Ovalbumin, which is found in high levels in eggs, has a similar molecular structure to BSA, and some antibodies produced against ovalbumin in people with egg allergy may also cross-react against BSA. Therefore, it was concluded that the use of BSA in both dilution and blocking solution should be avoided if the samples of individuals with egg sensitivity are to be analyzed by ELISA method. It has been observed that Tween can be easily applied as an alternative blocking agent in allergy ELISA tests.Öğe Coexistence of hypertension and antinuclear antibodies: High blood pressure as a potential risk factor for autoimmunity(2025) Yıldız, Sedat; Dişli, FarukAim: Hypertension (HT) is characterized by endothelial damage, vascular wall stress, and inflammation, potentially fostering autoantibody production. The prevalence of antinuclear antibodies (ANAs), common autoantibodies associated with systemic autoimmune diseases, remains unclear in non-autoimmune conditions like HT. This study aimed to investigate the presence of ANAs (anti-dsDNA, anti-ENA, anti-Hep-2 nucleus) in HT patients and compare these findings with healthy individuals. Materials and Methods: This experimental case-control study included 32 hypertensive patients (7 men, 25 women; age 48.9 ± 6.6) and 32 age- and gender-matched healthy controls (7 men, 25 women; age 48.0 ± 5.2). HT status was self-reported based on prior diagnoses. ANAs, including anti-dsDNA, anti-ENA, and anti-Hep-2 nucleus antibodies, were measured using validated ELISA kits. Results: Body mass index (BMI) and ages were comparable between groups (p>.05). Median ANA index values and positivity rates (%) for hypertensive and healthy groups were: anti-dsDNA [1.25 (59.4%) vs. 0.8 (28.1%)], anti-ENA [0.92 (46.9%) vs. 0.64 (21.9%)], and anti-Hep-2 nucleus [0.93 (43.8%) vs. 0.84 (18.8%)]. All three ANA tests showed significantly higher ANA levels and positivity rates in the hypertensive group compared to controls (p<0.05). Conclusion: Our findings indicate higher ANA levels and positivity rates in individuals with HT compared to healthy controls, suggesting a potential link between HT and autoantibody production. Further long-term prospective studies are needed to determine the clinical significance of this elevated ANA frequency and the potential role of these antibodies in the development of autoimmune diseases.Öğe Is Post-COVID 19 Vaccination Antibody Level Related to Happiness and Stress Hormones?(2024) Yıldız, Sedat; Atçalı, Tuğçe; Uçar, Cihat; Dişli, FarukAim: The level of antibody production in those vaccinated against coronavirus can be affected by many different situations. There is an important balance between immune response, stress and emotional state. However, it is not known how this situation affects antibody production after vaccination. This study aimed to investigate the correlation between the antibody response induced by the COVID-19 vaccine and the hormones cortisol, a marker of the stress axis, and serotonin, a marker of happiness. Material and Method: Serum cortisol and serotonin levels were analyzed in those who tested positive (n=40) and negative (n=40) for Anti-SARS CoV-2 IgG induced by vaccination. Anti-SARS CoV 2 IgG, cortisol, and serotonin levels were determined by using the ELISA method. The data were compared using the Mann-Whitney U test. The value of p0.05). Conclusion: Consequently, no effect of the stress parameter cortisol and the happiness parameter serotonin, was found in vaccine-induced immunization. It is considered that the different antibody responses in individuals may vary depending on other factors.Öğe Koronavirüs hastalığı 2019 ve antinükleer otoantikor oluşumu(İnönü Üniversitesi, 2024) Dişli, Faruk; Yıldız, SedatAmaç: SARS-CoV-2 virüsünün vücudun öz antijenlerine olan motif benzerliği nedeniyle, hem koronavirüs hastalığı 2019'da (COVID-19) hem de aşılanan kişilerde otoantikor oluşturma olasılığı bulunmaktadır. Bu otoantikorlardan en yaygını anti-nükleer antikorlardır (ANA) ve doku hasarıyla ve olumsuz prognozla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Mevcut tez çalışmasının amacı COVID-19-aşıları/ANA ilişkisini hastalık sonrası seyri, semptom şiddeti ve aşı tiplerinin (konvansiyonel ve mRNA) etkisi gibi parametrelerle kapsamlı olarak incelemek ve ülkemizde COVID-19 ilişkili ANA prevelansını ilk defa ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Çalışma retrospektif olarak tasarlandı ve analizler için her biri farklı bir ANA alt grubunu ölçen üç ayrı ELISA test kiti (anti-dsDNA, anti-ENA ve anti-Hep-2 nükleus testi) geliştirildi. Testlerde kullanılan antijenlerden dsDNA ve ENA buzağı timusundan ekstrakte edilirken, nükleus ise hücre kültür ortamında Hep-2 hücre hattından izole edildi. Geliştirilen kitlerin çok yönlü validasyon analizleri yapıldı ve gerek ticari kitlerle karşılaştırması, gerekse hastalıklarla uyumu yönünden değerlendirildiğinde uluslararası normlara uygun olduğunu belirlendi. Beş farklı deney dizaynıyla; (i) hastalık sonrası ANA oluşum seyri (n= 33, ilk 2 ay, 15 gün arayla), (ii) semptom şiddetinin ANA oluşumuna etkisi (hafif, n=22; şiddetli, n=11), (iii) tek tip aşı uygulamasının (Sinovac, n=57 veya mRNA, n=34) ve (iv) COVID-19 geçirmemiş kişilerde aşı kombinasyonlarının (her iki aşı türünden de bir defa yaptırmak, n=45) ANA pozitifliğe etkisi gibi önemli konular incelendi ve (v) COVID-19 geçirenlerde ANA prevalansı (n=400) belirlendi. Bulgular: COVID- 19 sonrası süreçte ANA oluşum seyri ilk 2 aylık periyotta kümülatif olarak artış gösterirken (p<0.05), semptom şiddeti ile ANA pozitiflik oranı arasında bir ilişki bulunmadı (hafif; % 36,4 - şiddetli; %54.5) (p>0.05). Sinovac aşısının aşılanma sayısına bağlı olarak ANA oranını aşı öncesi döneme göre kümülatif olarak artırdığı görülürken (p<0.05), mRNA aşısının ANA oluşumunu etkilemediği belirlendi (p>0.05). Anti-dsDNA antikoru ise her iki aşının da uygulandığı kişilerde yüksek bulundu (p<0.05). Prevalans çalışmasında COVID-19 geçirmeyen sağlıklı kişilere göre COVID-19 geçirenlerde ANA oranının 2.5 kat arttığı belirlendi (sağlıklı; % 17.5 – COVID-19; % 43.5) (p<0.05). Sonuç: COVID-19 geçiren her iki-üç kişiden birinde ANA'nın pozitif olduğu görülmüş ve aşı içeriğinde bulunan viral partiküllerin ANA oluşumunu tetiklediği belirlenmiştir. Elde edilen tüm bulgular birlikte değerlendirildiğinde, SARS-CoV-2'nin otoimmün bir virüs olduğu ve immün reaksiyonları tetikleyebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, koronavirüs aşısı, antinükleer otoantikor, ANAÖğe Ürinasyonun sempato-vagal denge üzerine etkilerinin kalp hızı değişkenliği ile belirlenmesi(İnönü Üniversitesi, 2020) Dişli, FarukAmaç: Ürinasyon işlevi, sempatik ve parasempatik (vagal) sinir etkileşimleri gerektiren fizyolojik bir süreçtir. Kalp hızı değişkenliği (KHD) ise ardışık kalp atım süreleri arasındaki varyasyonu inceleyen non-invazif bir teknik olup sempato-vagal denge hakkında bilgi verir. Mevcut tez çalışmasının amacı, ürinasyon sürecinde meydana gelen sempato-vagal etkileşimlerin, KHD parametreleri üzerine etkilerini araştırmaktı. Materyal ve Metot: Etik kurul onayı alındıktan sonra yapılan bu araştırmaya, 18-30 yaş arası 40 sağlıklı erkek birey katıldı. KHD ölçümleri için oturur pozisyonda (sandalye veya klozet), 6 ardışık dönemde 90 saniyelik elektrokardiyogram (EKG) kaydı alındı: idrara sıkışma döneminde [odada sandalyede (1) ve ardından klozette (2)]; ürinasyon aşamasında [klozette (3)] ve ürinasyon sonrasında [klozette (4), hemen ardından odada (5) ve 20 dak. sonra tekrar odada (6)]. Ayrıca, tüm veriler her katılımcının kendi ürinasyon süresine (10-88 saniye) standardize edildi. KHD kayıtları zaman (HR, SDNN, RMSSD, pNN50, %CV) ve frekans (TP, VLF, LF, HF, LF/HF) bağımlı parametreleri kapsadı. Bulgular: HR, SDNN ve %CV değerleri ürinasyon anında anlamlı bir yükselme gösterirken, RMSSD değeri ürinasyon sırasında arttı (p<0,05). pNN50 ise ürinasyon sonrasında anlamlı bir azalma gösterdi (p<0,05). HF (ms2) ürinasyon sırasında azalırken, LF/HF ürinasyon sırasında yükseldi (p<0,05). LF (ms2) ve TP gibi parametrelerde ise anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Sonuç: Mevcut tez çalışmasında, KHD ürinasyon sürecinde detaylı olarak incelenmiştir. Ürinasyon sürecinin farklı aşamaları KHD parametrelerinde anlamlı değişikliklere neden olduğundan, non-invazif bir teknik olan KHD'nin yeniden yorumlanarak ürinasyonun otonom kontrolü bakımından önemli fizyolojik temel bilgiler elde edilebileceği sonucuna varılmıştır.











