Yazar "Koç, Mustafa" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 11 / 11
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Abbasiler 1. dönemi (132-232 h.), (750-845 m.) bazı “deli ve vesveseci” şairleri(2022) Koç, MustafaŞiir; toplumun yaşantısını yansıtmak kadar şairlerin içinde bulundukları akıl, duygu, kültür durumlarını yansıtmak gibi önemli bir rol üstlenir. Şiir yoluyla şairlerin kişilikleri, sosyoekonomik durumları, iç dünyalarındaki çalkantıları, akli seviyeleri gibi birçok konuda bilgi elde etmek mümkündür. Abbasiler 1. Dönemindeki şairlere bakıldığında şairlerin bu dönem içerisindeki şiirlerinde şairlerle ilgili birçok bilgiye ulaşmak mümkündür. Şairlerle ilgili dikkat çekici taraflardan biri de gerek dönemin yaşantısının etkisi ile gerekse akıl durumlarına bağlı olarak hayal ile gerçek dünyaları arasında bir çıkmazın içerisine girmeleridir. Bu çıkmazda hikmetli sözler söyleseler de gerçekte karşılığı olmayan, akıllı yaşam tarzına uygun olmayan hareketlerde ve eylemlerde bulunmuşlardır. Şiirlerinde işledikleri geçinme, öfke, iç dünyalarını kendilerine verdiği baskıyı hafifletme gibi duygular bazen toplumun hissiyatına derman olurken bazen ahlaki sınırları çiğnemişler, örf ve adetlere aykırı davranmışlardır. Deli olarak nitelendirilen bu şairlerin bu ithama maruz kalmaları farklı sebeplere dayanmaktadır. Bu şairlerden kendilerini deli olarak tanımlayıp dilenen hatta çocuklar tarafından taşlananlar olduğu gibi sara hastalığına yakalandıkları için nöbet geçirdiklerinde akılları giden, yaptıkları davranışlarla deli olduklarına hükmedilen şairler vardır. Abbasi dönemi 1. asırda yaşamış ve meşhur olmuş gerek yazmış oldukları şiirlerden gerekse yaşantılarından dolayı deli olarak nitelendirilen şairler bunlarla sınırlı değildir. Bunun dışında topluma aldırmadan yine aklı başında bir insanın söylemeyeceği mısraları dile getiren, toplumun kurallarına aykırı şairler; bazen ahlaki bozulmanın etkisi bazen de çıkarlarına uygun olmasından dolayı u kimliğe sığındıkları, bu doğrultuda şiirler yazdıkları görülmüştür. Bu şairlerin bir kısmında gerçek anlamda delilik olduğu da görülmektedir.Öğe Bilim tarihi bağlamında Stephen Hawking'in evren tasarımı(İnönü Üniversitesi, 2022) Koç, MustafaGalileo'nun, Dünya'yı Ay-üstü evrene taşımasıyla her iki evrende de ortak yasaların geçerli olduğu fark edildi. Aristoteles'in Ay-üstü evrenine atfedilen metafiziksel anlam kaybolmaya başlayınca bu alan fiziğin konusu olmaya başladı. Benzer biçimde Einstein'ın ileri sürdüğü zamanın göreceli olduğu düşüncesi, mutlak zaman kavramının terkedilmesini sağladı. Daha sonra Hawking ve Penrose, tekillik probleminin çözümüyle birlikte zamanın da bir başlangıcı olduğu fikrine ulaştılar. Bu düşünce evrenin başlangıcından önce zamanın var olmadığını kanıtlamış ve Kant'ın ifade ettiği arı usun çatışkısından kurtulmaya bir kanıt sağlamıştır. Kuantum kuramının keşfiyle birlikte geleceğin kesin bir belirlenimle bilinemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bilimsel faaliyetler ilerleme gösterdikçe kendi fiziksel gerçekliğimizin ontolojik bir belirsizliğe doğru ilerlediği görülmüştür. Bu araştırmada, Hawking aracılığıyla fiziksel gerçekliğin zihinsel tasarımlar aracılığıyla elde edilebileceği gösterildi ve evrenin fiziksel sınırları matematiksel kavramlarla yeniden belirlendi. Bu minvalde fiziksel gerçekliğimizi belirleyen yasaları kodlayan evren, kendi varoluşumuza yeni bir anlam kazandırmıştır. Bu varoluşsal anlam, doğa yasalarını kodlayan matematiksel bir tasarımla ortaya konulabilir, fakat bu tasarım evrenin niçin böyle davrandığına dair bir kanıt ortaya koyamamaktadır. Bu durum, gerektiğinde felsefeye başvuran Hawking'in bu alandaki yeterli formasyona sahip olmadığının göstergesidir. Bir kara deliğin enerji kaybetmesi olarak bilinen Hawking ışıması, genel görelilik ve kuantum mekaniğinin birleştirilmesinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu birleştirme denemesi sonucunda Kuhn'un paradigma kavramı bağlamında ele aldığı bilimsel ölçüt geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü Kuhn'un ölçüştürülemez dediği paradigmalar kara delikte buharlaşıp yok olmuştur. Anahtar Kelimeler: Evren, Kara Delikler, Hawking, Tekillik, ZamanÖğe A comparison of different treatment managements in patients with acute deep vein thrombosis by the effects on enhancing venous outflow in the lower limb(Medical Science and Technology, 2009) Rahman, Ali; Çolak, Mehmet Cengiz; Üstünel, Latif; Koç, Mustafa; Kocakoc, Ercan; Çolak, CemilBackground: This study aimed at evaluating the benefits of the traditional management of acute deep vein thrombosis (DVT), subcutaneous (sc) administration of low-molecular-weight heparin (LMWH) one dose a day and bed rest, and LMWH with compression stocking and early ambulation compared with LMWH with pneumatic compression (PC) in patients with DVT. Material and Method: Forty-eight consecutive patients with DVT were separated evenly into four groups. Group A received intravenous unfractionated heparin, group B received sc injection of enoxaparin sodium and bed rest, group C received sc injection of enoxaparin sodium and thigh-length compression stockings, and group D received sc injection of enoxaparin sodium and PC for periods of up to 7 days. Results: Comparing days 0 and 7, significant differences were determined in each group regarding differences in circumference of the two legs at the thigh and calf levels and the visual analogue scale (VAS) of pain, and in groups B, C, and D regarding the Lowenberg test for diseased and healthy legs (p<0.001). Between days 0 and 7, significant differences were found in the superficial femoral artery, superficial femoral vein, femoral vein, and the popliteal vein within groups A and D (p<0.05). Conclusions: Traditional management, sc administration of low-molecular-weight heparin, and pneumatic compression of patients with DVT led to a faster reduction of leg swelling and pain and to increased volume flow through the deep veins of the legs.Öğe A comparison of different treatment managements in patients with acute deep vein thrombosis by the effects on enhancing venous outflow in the lower limb(Medical Science and Technology, 2009) Rahman, Ali; Çolak, Mehmet Cengiz; Üstünel, Latif; Koç, Mustafa; Kocakoç, Ercan; Çolak, CemilBackground: This study aimed at evaluating the benefits of the traditional management of acute deep vein thrombosis (DVT), subcutaneous (sc) administration of low-molecular-weight heparin (LMWH) one dose a day and bed rest, and LMWH with compression stocking and early ambulation compared with LMWH with pneumatic compression (PC) in patients with DVT. Material and Method: Forty-eight consecutive patients with DVT were separated evenly into four groups. Group A received intravenous unfractionated heparin, group B received sc injection of enoxaparin sodium and bed rest, group C received sc injection of enoxaparin sodium and thigh-length compression stockings, and group D received sc injection of enoxaparin sodium and PC for periods of up to 7 days. Results: Comparing days 0 and 7, significant differences were determined in each group regarding differences in circumference of the two legs at the thigh and calf levels and the visual analogue scale (VAS) of pain, and in groups B, C, and D regarding the Lowenberg test for diseased and healthy legs (p<0.001). Between days 0 and 7, significant differences were found in the superficial femoral artery, superficial femoral vein, femoral vein, and the popliteal vein within groups A and D (p<0.05). Conclusions: Traditional management, sc administration of low-molecular-weight heparin, and pneumatic compression of patients with DVT led to a faster reduction of leg swelling and pain and to increased volume flow through the deep veins of the legs.Öğe Imperforate hymen; a rare cause of urinary retention: A case report(2008) Koç, Mustafa; Akyol, MuammerAbstract:İmperfore hymen kız çocuklarının üreme sisteminde nadir görülen obstrüktif bir anomalidir. Ailesel olgular bildirilmesine rağmen genellikle sporadik olarak görülür. Olgular sıklıkla aralıklı karın ağrısı şikâyeti ile başvururlar. Akut üriner retansiyon nadir bir semptomdur. Olguların çoğu adelosan dönemde tanı almakla birlikte nadiren neonatal dönemde de tanı konulabilmektedir. Pelvik ultrasonografi (US) tanıyı doğrulamak için başvurulacak ilk radyolojik yöntemdir. Biz bu yazıda akut üriner retansiyon şikâyeti ile başvuran ve US’ de imperfore hymene bağlı hematokolpos tespit edilen 13 yaşındaki kız olguyu sunduk.Öğe İnsanın evrendeki konumunun bilim tarihine yansımaları: Stephen Hawking örneği(2024) Koç, MustafaBu çalışmada ilkçağlardan günümüze değin, insanın evrendeki konumunu belirlemek amacıyla ortaya konan evren modellerinin gerçeklik algımızda ne tür değişimlere yol açtığı ele alınmıştır. Bu bağlamda, dünya merkezli evren modeli yerine Güneş merkezli evren modelinin önerilmesi ekseninde ele alınan her bir kuramın insanların gerçeklikle ilgili kavramlarını nasıl değiştirdiği ortaya konmuştur. Bilim tarihindeki bu tür değişimler kimi zaman önyargıların, kimi zaman da dinin etkisinde kalmış ve Galileo’yla birlikte evrendeki değişimlerin özel yasalarla işlediği anlaşılıncaya kadar devam etmiştir. Galileo’nun devrimci fikirleri sayesinde Kilisenin aklına, ölçütüne ve yöntemine başvurulmadan evren hakkında doğru bilgiye fizik ve matematikle ulaşılabileceği tezi öne çıkmıştır. Eğer evren Galileo’nun ifade ettiği biçimde matematiksel yasalarla yönetiliyorsa mekanik bir doğa anlayışı söz konusu demektir. Buna dayanarak Laplace eksiksiz bir dizi yasayı ortaya koymak için “bilimsel belirlenimciliği” savunmuştur. Bu ilke gelecekte nasıl bir evrenin bizi beklediğini ortaya koymayı hedeflese de bunun aksine geleceği kesin olarak bilebileceğimiz görüşüne bir sınır çizen “belirsizlik ilkesi” geliştirilmiştir. Nitekim insanoğlunun varlığı, kozmostaki yerine bağlı olarak evreni gözleyebileceğimiz bazı yasaları dikte ettiği artık bilinen bir husustur. Bu durum akıllı bir yaşamın koşullarını zorunlu kıldığı için insanın kozmostaki yeri kozmik bir değerle ifade edilir. Bu ifade biçimi zayıf antropik ilke bağlamında ele alınarak evrenin neden insanın varoluşuyla uyumluluk gösterdiği açıklanmıştır. İşte bu konunun tartışılmasına yönelik olarak makalede Hawking’in çalışmaları tipik bir örnek olarak ele alınıp değerlendirilmiştir.Öğe The investigation of incidence and radiological findings of gastrointestinal stromal tumor as a rare cause of abdominal mass(Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi, 2017) Koç, Mustafa; Serhatlıoğlu, SelamiAbstract Aim: The aim of the present study was to evaluate the investigation of incidence and radiological findings of gastrointestinal stromal tumors (GIST) as a rare cause of abdominal mass, with current literature review. Material and Methods: Between February 2011 and May 2016, a total of 4,443 patients who underwent abdominal multislice computed tomography and magnetic resonance imaging due to the clinical indications for abdominal pain, abdominal swellingmass were analyzed in our hospital. The retrospective cross-sectional study included forty-five patients, who were subsequently diagnosed with GIST histopathologically. Results: GIST was identified in 45 (1%) patients. Of the total 45 patients, 21 (47%) were men and 24 (53%) were female. The mean age was 55 years, ranging from 35 to 73 years. As a result of radiological examinations, the tumor location was stomach in 22 cases (49%), small intestine in 12 cases (27%) and colon in 9 cases (20%). The retroperitoneal localization was also found in 2 cases (4%). The average size of the lesions ranged between 2 and 15 cm. Malignant degeneration and omental metastasis were seen in 11 (24%) and 7 cases (16%) respectively. Conclusion: GIST is a rare cause of abdominal mass with an incidence of 1% in our region. They are most commonly localized in the stomach, rarely in the omentum/mesentery and retroperitoneum. The Malignant transformation is not frequent. Diagnosis and evaluations of mass can be made successfully by radiological imaging modalities. Keywords: Gastrointestinal Stromal Tumors; Abdomen; Multislice Computed Tomography; Magnetic Resonance Imaging.Öğe Müfdî Zekeriyyâ - Mehmet Akif Ersoy edebî karşılaştırma(İnönü Üniversitesi, 2022) Koç, MustafaKarşılaştırmalı edebiyat bilimi günümüzde diğer edebiyat bilimlerinden yeni olmasına rağmen edebiyattaki önemi artmıştır. Bu alana rağbetin artmasıyla beraber araştırmacılar birbirinden farklı edebiyatçıları karşılaştırma yoluyla ele almıştır. Bu çalışma karşılaştırmalı edebiyat bilimi bağlamında yapılmış olup Cezayir edebiyatının bağımsızlık mücadelesi şairlerinden Müfdî Zekeriyyâ ve Türk edebiyatının Milli Mücadele şairlerinden Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerindeki imgeler karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınmıştır. Cezayir ve Türkiye'nin işgale uğradığı dönemlerde halkların sömürgecilere karşı vatanlarını savunması, işgalcilere karşı verdiği tepki şairlerin şiirlerine farklı imgeler şeklinde yansımış, halklarının bağımsızlık mücadelesinde her iki şairin rol oynadıkları görülmüştür. Bu çalışmada karşılaştırmalı edebiyat, Müfdî Zekeriyyâ ve Mehmet Akif Ersoy'un hayatları ve eserleri hakkında bilgiler verilmiş, şairlerin şiirlerindeki konular ele alınmıştır. Bu çerçevede sömürgecilik, vatan, bağımsızlık mücadelesi, şehitlik, hürriyet, metinlerarasılık, sembol şahsiyetler ve semboller, şiirsel sözlük başlıkları altında şairlerin şiirlerinde bulunan imgeler tespit edilerek her iki şair edebî karşılaştırmaya tabi tutulmuş, şairlerin ele sömürgecilik, vatan, bağımsızlık, hürriyet gibi konularda birbirine benzer yönler taşıdıkları görülmüştür. Şairler seçmiş olduğu bazı imgeler yönüyle birbirinden ayrılmışlardır. Her iki şair de şiirlerini oluştururken dini kaynaklardan yararlanmıştır. Sonuç bölümünde bu çalışmada tespit edilen şairler arasındaki benzer, ortak ve farklı noktalar belirtilmiştir.Öğe A rare congenital vascular anomaly: A case of left-sided inferior vena cava - computed tomography findings(2012) Koç, Mustafa; Köse, Evren; Sarsılmaz, Mustafa[Abstract Not Available]Öğe The role of dynamic and diffusion weighted magnetic resonance imaging in differentiating malignant and benign portal vein thrombosis(2018) Koç, MustafaAbstract:Aim: The aim of this study was to evaluate the role of dynamic and diffusion-weighted (DW) magnetic resonance imaging (MRI) in the differentiation of benign from malignant thrombus in patients diagnosed with portal vein thrombosis. Material and Methods: A total of 56 patients were analyzed, 27 with benign and 29 with malignant thrombus on abdomen dynamic and DW MRI. The b-value of DW MRI was 400 and 1,000 mm2/sec. ADC of portal vein thrombosis was measured. Characteristics of the DW MRI signal were recorded. Contrast imaging of the thrombus was performed. The diameter of the portal vein was measured. A comparison of the ADC values between the malignant and benign groups was made using the Mann-Whitney U test. Results: The mean ADC values of benign thrombus were calculated as 1.03±0.27 x 10-3 mm2/sec for b400, and 1.01±0.23 x 10-3 mm2/sec for b1000. The mean ADC values were calculated as 0.93±0.13 x 10-3 mm2/sec for b400 and 0.88±0.26 x 10-3 mm2/ sec for b1000 for malignant thrombus. No statistically significant difference was found between the groups (p=0.778). Malignant thrombus was reported to have higher signal intensity compared to the benign cases in DW MRI. Arterial mild contrasting was found with malignant thrombus with dynamic MRI on subtraction images. Statistically, a significant difference was found between the groups for portal vein diameter (p<0.05). Conclusion: Our results show that the DW MRI signal characteristics and dynamic MRI contrast media enhancement, with measurements of thrombosed portal vein diameters, are helpful in the differential diagnosis.Öğe Ultrasonography and Doppler ultrasonography findings of children with iron deficiency anemia(2018) Serhatlioğlu, Selami; Girgin, Feyza; Koç, MustafaAbstract:Aim: Iron deficiency anemia (IDA) is an important health problem in children in the worldwide. It affects both growth and mental motor development. Iron decrease then irons deficiency (ID) occurs during the developing of IDA. In the literature, there is no information about ultrasonography (US) and Doppler US findings in the development of IDA. The aim of this study is to search the US and Doppler US findings of liver, spleen and main vascular structures of children with the iron decrease, ID, and IDA. Material and Methods: This study including 160 patients who have the iron decrease (n=43), ID (n=52), and IDA (n=65) in laboratory findings. The control group was 50 children. The liver and spleen sizes with parenchymal echogenicity, CCA Vmax -Vmin, ICA Vmax -Vmin, their pulsatility (PI) and resistive index (RI) were measured. Results: 23 patients (35%) were diagnosed with hepatomegaly and 8 patients (12%) were diagnosed with splenomegaly having IDA. There was a statistically significant difference between the groups in terms of CCA Vmax -Vmin, ICA Vmax -Vmin, and also RI - PI index of CCA with ICA (p<0.05). Conclusion: Hepatomegaly and splenomegaly can be seen in IDA. Increasing of anemia cause changes in the vascular flow velocities, and also increase the blood volume of the brain. If anemia is detected at an early stage and treatment is regulated, cognitive disturbances will not occur in children. In the diagnosis, an US and a Doppler US examination are useful.