Yazar "Varol, Fatma İlknur" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 8 / 8
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Amoksisilin-klavulanik aside bağlı gelişen akut jeneralize ekzantematöz püstülozis (AGEP) olgusu(Astım Allerji İmmünoloji, 2014) Şenbaba, Elif; Çatal, Ferhat; Ermiştekin, Halime; Varol, Fatma İlknur; Akpolat, NusretÖz: Akut jeneralize ekzantematöz püstülozis (AGEP), eritamatöz zemin üzerinde küçük, steril püstüller ile karakterize nadir görülen bir deri reaksiyonudur. Etyolojide başlıca antibiyotikler olmak üzere en sık ilaçlar yer almaktadır. Hastalığın tanısı, “European Severe Cutaneous Adverse Reactions (EuroSCAR)” çalışma grubunun belirlemiş olduğu skorlama sistemi ile konulmaktadır. Dört yaşında erkek hasta, eritematöz zemin üzerinde çok sayıda püstüler döküntü şikayetiyle başvurdu ve hastanın iki gündür amoksisilin + klavulanik asit kullanım öyküsü mevcuttu. Hastanın püstüler lezyonlarından biyopsi örneği alındı. Hastanın klinik özellikleri ile biyopsi örneğinin incelemesi sonucu EuroSCAR skorlamasına göre AGEP tanısı konuldu. Bu olguyu sunmamızdaki amacımız AGEP’in çocuk yaş grubunda nadiren görülebildiğini vurgulamak, hastalığın klinik özelliklerini, tanı ve tedavisini gözden geçirmektir.Öğe Assessment of behavioral feeding difficulties in young children(2019) Kıvılcım, Meltem; Doğan, Derya Gümüş; Kortay Canaloğlu, Sinem; Varol, Fatma İlknur; Selimoğlu, Mukadder AyşeAbstract: Aim: Feeding difficulties are common in typically developing children and the prevalence ranges from 25% to 45%. Although using an assessment tool is the best approach when planning an intervention, assessment of feeding disorders is mostly accomplished by informal parent interviews in clinical practice. This study was designed to assess the mealtime behaviours of young children with ‘Feeding Difficulties’ (FD) by an instrument and to compare the results with ‘Typically Developing’ (TD) children. Material and Methods: A total of 61 children with FDs and 63 TD children aged 6-42 months were included. The Behavioral Pediatric Feeding Assessment Scale (BPFAS) was completed to describe the child’s feeding behaviors and the parents’ mealtime strategies. Results: FD group had higher scores than TD group in all BPFAS subtests’ scores. The mean ‘Total Frequency Score’ was 104.6 in FD group whereas 72.9 in TD group (p=0.0001). The FD group had more problematic feeding behaviours in comparison to TD group. The mean ‘Total Problem Score’ of TD group was 6.1 whereas 20.1 in children with FD (p=0.0001). Conclusion: This study supports the BPFAS to be a useful and practical feeding assessment tool and also has the advantage of incorporating parents’ feelings about child’s feeding behaviors.Öğe Early portal vein thrombosis after pediatric liver transplantation: Assesment of risk factors(2023) Karakas, Serdar; Şahin, Tevfik Tolga; Sarıcı, Barış; Usta, Sertaç; Kutlutürk, Koray; Varol, Fatma İlknur; Sağlam, KutayAim: Despite advancements in surgical techniques, early portal vein thrombosis (ePVT) continues to be one of the major complications of liver transplantation (LT) in pediatric age group. Possible risk factors are portal vein diameter < 5 mm, infancy, patient body weight < 10 kg and high graft recipient weight ratios (GRWR > 4.0). We retrospectively evaluated our records of pediatric LTs’ in terms of ePVT and possible risk factors determining development of this dreaded complication. Materials and Methods: Between January 2018 and January 2022, 228 LTs were performed for pediatric age (under the age of 18) group at Inonu University, Liver Trans- plantation Institute. Among these patients, 212 were eligible for the study. Patients with ePVT were defined as Portal Vein Thrombüs Group (PVTG) and patients with no Portal Vein thrombosis were defined in control group (CG). ePVT was described as detection of impeded portal venous outflow with imaging studies either perioperatively or within postoperative 3 days . Demographic, clinical and operative variables were retrospectively evaluated. Results: Among 212 LTs, 24 cases were complicated with ePVTs (11.3 %). Preoperative platelet counts, etiology of Budd-Chiari, postoperative hepatic artery thrombosis (HAT) and lower age were significantly higher for early PVT. In multivariate analysis, preop- erative platelet levels, etiology of Budd-Chiari and postoperative HAT were significantly higher for PVT. One and 5 years overall survivals (OS) for PVTG and CG were 50.0 % - 50.0 % and 69 % - 63 % respectively. No significant OS difference was observed despite much more patients were died in PVTG. Conclusion: High preoperative platelet counts, Budd-Chiari syndrome and postoperative HAT are predictive factors for ePVT. Anti-thrombotic prophylaxes can be considered in high-risk patients. Venous jump grafts seem to have no effect on ePVT. Despite PVT increases the mortality rates, it can be resolved easily with immediate reoperation.Öğe Oral besin provokasyon testi sırasında gelişen reaksiyonların sıklığı ve şiddeti(Astım Allerji İmmünoloji, 2014) Topal, Erdem; Çatal, Ferhat; Şenbaba, Elif; Varol, Fatma İlknur; Sinanoğlu, Muhammed Selçuk; Yıldırım, Nurdan; Ermiştekin, HalimeÖz: Giriş: Oral besin provokasyon testi besin allerjilerinin tanısında altın standarttır. Oral besin provokasyon testleri, hafif deri reaksiyonlarından hayatı tehdit eden ağır allerjik reaksiyonlara kadar gidebilen klinik tablolara neden olabilmektedir. Çalışmadaki amacımız oral besin provokasyon testi sırasında gelişen reaksiyonların sıklığını ve şiddetini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Allerji kliniğimizde Eylül 2012 ile Eylül 2013 yılları arasında oral besin provokasyon testi yapılan çocukların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Oral besin provokasyon testi yapılan toplam 63 hasta çalışmaya dahil edildi. Oral besin provokasyon testi en sık inek sütü, fıstık ve yumurta ile yapılmıştı. Oral besin provokasyon testi hastaların 50 (%79.4)'sinde tanıyı doğrulamak, 13 (%20.6)'ünde ise besine karşı tolerans gelişip gelişmediğini ispatlamak için yapılmıştı. Oral besin provokasyon testi 63 hastanın 13'ünde pozitifti. On iki hastada reaksiyon hafif şiddette iken bir hastada anafilaksi gelişmişti. Oral besin provokasyon testi sırasında reaksiyon gelişen hasta grubu ile reaksiyon gelişmeyen hasta grubu arasında cinsiyet, testin yapıldığı yaş, eşlik eden atopik hastalık, IgE aracılı besin allerji öyküsü, periferik eozinofil yüzdesi, serum spesifik IgE düzeyi ve total IgE düzeyi açısından anlamlı fark yoktu (p> 0.05). Ancak deri prik testindeki endurasyonun çapı ile oral besin provokasyon pozitifliği arasında pozitif yönde bir korelasyon mevcuttu (rho: 0.307, p= 0.019). Sonuç: Oral besin provokasyon testi sırasında gelişen reaksiyonların çoğu hafif şiddetteydi. Deri prik testindeki endurasyonun çapı, oral besin provokasyon testi sırasında reaksiyon gelişimi için risk faktörüdür. Bu nedenle, oral besin provokasyon testi uzman gözetiminde yapılmalı ve oral besin provokasyondan önce, deri prik testindeki endurasyonun çapı göz önünde bulundurulmalıdır.Öğe Sirozlu çocuklarda kalp fonksiyonlarının doku Doppler görüntüleme ile değerlendirilmesi(2017) Çelik, Elif; Karakurt, Cemşit; Çelik, Serkan Fazlı; Selimoğlu, Ayşe; Varol, Fatma İlknurGiriş ve Amaç: Sirotik kardiyomiyopati siroz varlığında oluşan kardiyak disfonksiyon olarak tanımlanmaktadır. Pediatrik yaş grubunda sirotik kardiyomiyopati ile ilgili yapılmış çok az sayıda çalışma vardır. Bu çalış- mada sirozlu çocuklarda kardiyak fonksiyonlar ile pulmoner komplikas- yonları tespit etmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada İnö- nü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümü'nde, Ekim 2011-Aralık 2013 tarihleri arasında retrospektif olarak iki yıllık süreçte izlenen 52 sirozlu çocuk hasta ile yaş ve cinsiyetleri benzer 30 sağlıklı çocuk konvansiyonel, renkli Doppler ve doku Doppler ekokardiyorafik görüntüleme yöntemleriyle değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 52 olgunun yaş ortalaması 6.5±4.6 yıl, 28'i erkek (%53,3), 24'ü kız (%47,7) idi. Kontrol grubunun yaşlarının ortalaması 6.88±3.04 yıl, 16'sı erkek (%53,3), 14'ü kız (%46,6) olmak üzere toplam 30 idi. Hastaların M-mod değerlendirmelerinde sol ventrikül arka duvarı kontrol grubun- dan daha kalındı (5.9±1.7 mm ve 5.1±1.8 mm, p:0.03). Renkli Doppler- le mitral kapaktan ölçülen E/A oranı hasta grubunda anlamlı derecede düşüktü (1.46±0.43 ve 1.61±0.46, p: 0.01). Hasta grubu daha uzun izovolümik relaksasyon süresine (48.5±12.5 ms ve 42.6±11.64 ms, p: 0.001) ve daha kısa izovolümetrik kontraksiyon süresine (43.6±9.5 ms ve 48.6±11.6 ms, p: 0.001) sahipti. Hasta grubunda sol ventrikü- lün miyokard performans indeksi anlamlı olarak yüksekti (0.57±0.13 ve 0.50±0.67, p: 0.02). Hastaların 8 tanesine (%15) hepatopulmoner sendrom tanısı kondu. Hepatopulmoner sendromlu hastaların ekokar- diyografik değerlendirilmelerinde, hepatopulmoner sendromu olmayan hasta grubuna göre interventriküler septum diastolik kalınlığı (6,9±1.2 mm ve 6.4±1.8 mm, p: 0.04) ve yavaşlama süresi (154.1± 35.6 ms ve 140.4±39.8 ms, p: 0.03) daha fazla idi. Sonuç: Sirotik çocuklarda başta diyastolik disfonksiyon olmak üzere kardiyak disfonksiyon vardır. hepa- topulmoner sendromlu grupta bu etkilenme daha fazladır. Çalışmamız doku Doppler ekokardiyografinin, hastalık progresyonunun saptanması ve izlenmesi için yararlı bir yöntem olduğunu göstermektedirÖğe Sirozlu çocuklarda kalp fonksiyonlarının doku Doppler görüntüleme ile değerlendirilmesi(Akademik Gastroenteroloji Dergisi, 2017) Çelik, Elif; Karakurt, Cemşit; Selimoğlu, Ayşe; Varol, Fatma İlknurSirotik kardiyomiyopati siroz varlığında oluşan kardiyak disfonksiyon olarak tanımlanmaktadır. Pediatrik yaş grubunda sirotik kardiyomiyopati ile ilgili yapılmış çok az sayıda çalışma vardır. Bu çalış- mada sirozlu çocuklarda kardiyak fonksiyonlar ile pulmoner komplikasyonları tespit etmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada İnö- nü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümü’nde, Ekim 2011-Aralık 2013 tarihleri arasında retrospektif olarak iki yıllık süreçte izlenen 52 sirozlu çocuk hasta ile yaş ve cinsiyetleri benzer 30 sağlıklı çocuk konvansiyonel, renkli Doppler ve doku Doppler ekokardiyorafik görüntüleme yöntemleriyle değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 52 olgunun yaş ortalaması 6.5±4.6 yıl, 28’i erkek (%53,3), 24’ü kız (%47,7) idi. Kontrol grubunun yaşlarının ortalaması 6.88±3.04 yıl, 16’sı erkek (%53,3), 14’ü kız (%46,6) olmak üzere toplam 30 idi. Hastaların M-mod değerlendirmelerinde sol ventrikül arka duvarı kontrol grubundan daha kalındı (5.9±1.7 mm ve 5.1±1.8 mm, p:0.03). Renkli Dopplerle mitral kapaktan ölçülen E/A oranı hasta grubunda anlamlı derecede düşüktü (1.46±0.43 ve 1.61±0.46, p: 0.01). Hasta grubu daha uzun izovolümik relaksasyon süresine (48.5±12.5 ms ve 42.6±11.64 ms, p: 0.001) ve daha kısa izovolümetrik kontraksiyon süresine (43.6±9.5 ms ve 48.6±11.6 ms, p: 0.001) sahipti. Hasta grubunda sol ventrikü- lün miyokard performans indeksi anlamlı olarak yüksekti (0.57±0.13 ve 0.50±0.67, p: 0.02). Hastaların 8 tanesine (%15) hepatopulmoner sendrom tanısı kondu. Hepatopulmoner sendromlu hastaların ekokardiyografik değerlendirilmelerinde, hepatopulmoner sendromu olmayan hasta grubuna göre interventriküler septum diastolik kalınlığı (6,9±1.2 mm ve 6.4±1.8 mm, p: 0.04) ve yavaşlama süresi (154.1± 35.6 ms ve 140.4±39.8 ms, p: 0.03) daha fazla idi. Sonuç: Sirotik çocuklarda başta diyastolik disfonksiyon olmak üzere kardiyak disfonksiyon vardır. hepatopulmoner sendromlu grupta bu etkilenme daha fazladır. Çalışmamız doku Doppler ekokardiyografinin, hastalık progresyonunun saptanması ve izlenmesi için yararlı bir yöntem olduğunu göstermektedirÖğe Wilson Hastalıklı Çocuklarda Böbrek Fonksiyonlarının Değerlendirilmesi(Güncel Pediatri, 2017) Tabel, Yılmaz; Selimoğlu, Mukadder Ayşe; Varol, Fatma İlknur; Elmas, Ahmet Taner; Karabiber, Hamza; Güngör, ŞükrüÖz: Giriş: Bu çalışmada Wilson hastalığında (WH) böbrek fonksiyonlarının üriner N-Asetil-?-D-glukozaminidaz (NAG) ve NAG/kreatinin aktivite indeksi kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: WH tanısı alan 20 hasta çalışma grubu, benzer yaş ve cinsiyette olan 37 sağlıklı çocuk kontrol grubu olarak alındı. NAG düzeyleri mlU/L olarak hesaplanırken, NAG aktivite indeksi mlU/mg kreatinin olarak belirlendi. Bulgular: Toplam dört hasta (%20) tanı anında asemptomatik iken; sırasıyla kronik hepatit, nörolojik WH, fulminan hepatit ve akut hepatit ise altı (%30), beş (%25), üç (%15) ve iki (%10) hastada saptandı. Çalışma anında toplam 13 hasta (%65) trientin ve çinko tedavisi alırken, yedi (%35) hasta ise D-penisilamin ve çinko tedavileri almaktaydı. Olguların 10’unda (%50) proteinüri, birinde (%5) glikozüri ve bir hastada (%5) mikroskopik hematüri saptandı. Hasta grubunun idrar sodyumu ve kreatinini kontrol grubundan anlamlı olarak düşük iken (p=0,048 ve p=0,001), NAG ve NAG indeks anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p=0,049 ve p=0,03). Klinik başvuru şeklinin bu parametreler üzerinde etkili olmadığı gözlendi (p>0,05). İdrar kreatinini trientin alanlarda anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,004). Child-Pugh skoru ile bu parametreler arasında herhangi bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Bu çalışmada; WH’li çocuklarda WH’nin kendisinin ve/veya kullanılan ilaçların böbrek fonksiyonları üzerine olumsuz etkisinin olduğu, karaciğer hasarının ciddiyeti ve klinik özelliklerin etkisinin olmadığı görülmüştür. Başlık (İngilizce): Evaluation of Renal Function in Children with Wilson’s Disease Öz (İngilizce): Introduction: In this study it was aimed to evaluate the renal functions in Wilson’s disease (WD) using urinary N-acetyl-?-D-glucosaminidase (NAG) and NAG/ creatinine activity index. Materials and Methods: Twenty children of similar age and gender with WD were determined to be the patient group and 37 healthy children were determined to be the control group for the study. NAG levels were calculated as mlU/L and NAG activity index was determined as mlU/mg. Results: While four (20%) patients were asymptomatic at diagnosis, chronic hepatitis, neurologic WD, fulminant hepatitis, and acute hepatitis were observed in six (30%), five (25%), three (15%), and two (10%) patients, respectively. Of children, 13 (65%) were on trientine and zinc treatment and seven (35%) were on d-penicillamine and zinc. Ten (50%) children had proteinuria, one (5%) had glycosuria, and one (5%) had microscopic hematuria. While mean urine sodium and creatinine levels were significantly lower compared to controls (p=0.048 and p=0.001, respectively), NAG and NAG index were significantly higher (p=0.049 and p=0.03). Clinical presentation was observed to be not effective on those parameters (p>0.05). No relationship was found between Child-Pugh score and these parameters (p>0.05). Conclusions: It was concluded that while WD itself and/or the drugs that are used for the treatment have negative effects on renal functions for children with WD, however it does not have any effect on the liver damage severity and clinical presentation of the disease.Öğe Wilson hastalıklı çocukların nütrisyonel değerlendirmesi: tek merkez deneyimi(2019) Güngör, Şükrü; Selimoğlu, Mukadder Ayşe; Varol, Fatma İlknurÖz: Amaç: Beslenme durumu, kronik karaciğer hastalığı olan çocuklarda prognostik bir belirteç olarak kabul edilmiştir. Dizinde, Wilson hastalarında yetersiz beslenme ve mikro besin eksikliğinin sıklığı ve prognostik etkilerini araştıran çalışmaların eksikliği nedeniyle merkezimizde izlenen 94 Wilson hastasını geriye dönük olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza 2006–2017 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme bölümünde 94 Wilson hastalıklı çocuk alındı. Bu hastaların nutrisyonel durumunu değerlendirebilmek için, başvuru şekilleri, antropometrik ölçümleri, laboratuvar bulguları, prognostik etmenleri geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Hastalar demografik özelliklerine göre değerlendirildiğinde yaş ortalaması: 9,11±3,2 (3,5–17) ve kız/erkek oranı 40/54 idi. Yaş ortalaması asemptomatik hastalarda semptomatik olanlardan anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,001). Hastalarda tüm değişkenler birlikte değerlendirildiğinde 43 hastada (%45,7) malnütrisyon saptandı. Fulminan Wilson hastalarında nörowilson hastalarına göre boy ve kilo Z skorlarında istatiksel olarak anlamlı yükseklik vardı. (sırasıyla, p=0,045, p=0,019) Hipokalsemi, hipofosfatemi, hipoürisemi, hipoalbuminemi ve anemi kolestazlı hastalarda kolestazı olmayanlara oranla istatiksel olarak daha sık görüldü (p=<0,001). Vitamin A, E kolestazı olanlarda olmayanlara kıyasla daha düşüktü (p<0,05). Hipokalsemi, hipofosfatemi ve hipoürisemi fulminan grupta daha yüksek oranda saptandı (p<0,001). Mortalite skorlarına göre bakıldığında (Dhawan, model for end-stage liver disease ve Child-Pugh); Mortalitesi yüksek olan hastalarda, boy Z skoru yüksek bulundu (p<0.05). Çıkarımlar: Wilson hastalığında büyümenin değerlendirilmesinde ayrıntılı antropometrik ölçümlerin yanında vitamin, eser elementler ve elektrolitlerin de yakından izlenmesi gerekmektedir..