Diş Hekimliği Fakültesi Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Deneysel mental sinir hasarı oluşturulmuş ratlarda metilkobalamin ve sitikolin tedavisinin sinir dokusu üzerindeki nöroproteksiyonu, sinir rejenerasyonu ve skar oluşumunun değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Demir, Okan; Aral, Cüneyt AsımAmaç: Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan mental sinir hasarında sitikolin ve metilkobalamin tedavisinin tek başına ve kombine kullanımının nöroprotektif etkileri, sinir rejenerasyonu ve immünohistokimyasal belirteçler üzerine etkisi araştırılmıştır. Materyal ve Metot: Sprague Dawley ratlarda mental sinir üzerinde travmatik sinir hasarı modeli oluşturulmuştur. Hayvanlar kontrol, hasar ve tedavi gruplarına ayrılmıştır (sitikolin, metilkobalamin ve kombine tedavi). Deneysel gruplar 7. ve 21. günlerde sakrifiye edilerek histolojik (akson sayısı ve çapı), biyokimyasal (AST, ALT, LDH, kreatinin, BUN) ve hematolojik parametreler ile immünohistokimyasal (Caspase-3, MMP-9, BDNF) belirteçler değerlendirilmiştir. Bulgular: Hasar gruplarında akson sayısı ve çapı anlamlı şekilde azalmışken, kombine tedavi grubunda bu parametreler belirgin artış göstermiştir (p<0.001). Tek ajan tedavilerde düzelme olsa da, kombinasyon tedavisi aksonal rejenerasyonda en güçlü etkiyi sağlamıştır. 7. günde tüm gruplara göre hasar grubunda Caspase-3, MMP-9 ve BDNF düzeyleri yüksektir (p<0.001). Kombine tedavi grubunda hasar grubuna kıyasla Caspase-3 ve MMP-9 düzeylerinde azalma (p<0.01), BDNF'de ise artış gözlenmiştir (p<0.05). 21. günde de benzer şekilde, kombinasyon tedavisi Caspase-3 düzeylerini tüm gruplara göre en düşük (p<0.001) ve aksonal parametreleri en yüksek düzeyde bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: Sitikolin ve metilkobalamin, deneysel mental sinir yaralanmasında tek başına uygulandığında dahi histopatolojik hasarı azaltmış, ancak kombinasyon tedavisi (HCM) akson sayısı ve çapında en belirgin artışı sağlamış ve 21. günde en düşük Caspase-3 düzeylerini ortaya koyarak sinerjik nöroprotektif/nörorejeneratif etki göstermiştir. Kombine tedavi, periferik sinir yaralanmalarının tedavisinde tek ajanlara kıyasla daha üstün bir terapötik potansiyel taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Mental sinir, Sitikolin, Vitamin B12, Nöroproteksiyon, RejenerasyonÖğe Sinyal iletim adaptör proteinlerinin periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması(İnönü Üniversitesi, 2025) Sovukluk, Seda; Aral, KübraAmaç: Sinyal ileten adaptör protein ailesi üyeleri STAP-1 ve STAP-2 kanser, hücre büyümesi ve bağışıklık yanıtı gibi önemli biyolojik süreçlerde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı STAP-1 ve STAP-2 ile regülasyonlarında rol alan STAT3 ve STAT5A proteinlerinin; ayrıca inflamasyon ve apoptoz ile ilişkili NLRP3 ve CASP3 düzeylerinin farklı periodontal duruma sahip bireylerin dişeti, dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük örneklerinde değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Sistemik açıdan sağlıklı 75 katılımcı periodontal sağlıklı (n=25), gingivitis (n=25) ve periodontitis (n=25) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. STAP-1, STAP-2, STAT3, STAT5A, NLRP3 ve CASP3 seviyeleri DOS ve tükürükte ELISA ile incelenmiştir. Sistemik olarak sağlıklı 60 katılımcı ise eşit sayıda ve aynı gruplara ayrılmış ve hastalardan dişeti örnekleri toplanmıştır. Dişetindeki gen ekspresyon seviyeleri ise RT-qPCR analizi ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda STAT3 ve CASP3 DOS toplam miktarlarının arttığı, STAT5A'nın ise azaldığı saptanmıştır (p < 0.05). Periodontitisli hastalarda tükürükte STAT3, CASP3 ve NLRP3 artmış, STAP-1 ve STAT5A ise azalmış olarak bulunmuştur (p < 0.05). STAP-1, STAT3, CASP3 ve NLRP3 dişeti gen ekspresyon seviyeleri periodontitis varlığında yukarı yönlü regüle olurken, STAP-2 ve STAT5A ise aşağı yönlü regüle olmuştur. STAT3 dişeti, DOS ve tükürükte CASP3 ve NLRP3 ile potizif korelasyon göstermiştir. CASP3 ve NLRP3 gen ekspresyonları ile STAP-1 arasında pozitif, STAP-2 ve STAT5A ile negatif korelasyonlar gözlenmiştir (p < 0.05). Sonuç: STAP-1, STAP-2, STAT3 ve STAT5A periodontal hastalık patogenezinde rol oynayabilir. Periodontitisteki STAT3 artışı tükürük, dişeti ve DOS'ta inflamasyon ve apoptoz ile ilişkili olabilir. Anahtar kelimeler: DOS, Periodontal inflamasyon, STAP, STATÖğe Çeşitli anjiyogenez ile ilgili proteinlerin periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması(İnönü Üniversitesi, 2025) Yıldız, Ğemgin; Aral, KübraAmaç: Periodontal hastalık kronik enflamatuar bir durum olup patogenezinde anjiyogenezin rol oynadığı bildirilmiştir. Krüppel-benzeri-faktör-2 (KLF2) anjiyogenezin negatif regülatörüdür. F-box ve WD-tekrar domaini içeren-7 (FBXW7) ise vasküler gelişimde rol oynar. Sigaranın periodontal vaskülariteyi etkilediği ve periodontal hastalık için bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı sigara içen ve içmeyen farklı periodontal duruma sahip bireylerde KLF2 ve FBXW7'nin DOS ve tükürük düzeylerinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmaya 114 sistemik sağlıklı katılımcı (58 kadın ve 56 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılar periodontal sağlıklı (sigara içmeyen [Grup S, n=19] ve sigara içen [Grup S-S, n=19]), gingivitis (sigara içmeyen [Grup G, n=19] ve sigara içen [Grup S-G, n=19]) ve periodontitis (sigara içmeyen [Grup P, n=19] ve sigara içen [Grup S-P, n=19]) olmak üzere 6 gruba ayrılmıştır. Tüm katılımcıların DOS ve tükürükteki VEGF, NF-?B, KLF2 ve FBXW7 seviyeleri ELISA ile incelenmiştir. Sonuçlar toplam miktar ve konsantrasyon olarak hesaplanmıştır. Bulgular: Sigara içmeyen gruplar birbiriyle kıyaslandığında VEGF, NF-?B, KLF2 ve FBXW7'nin DOS toplam miktarı periodontitis grubunda periodontal sağlıklı gruba göre daha yüksek, DOS konsantrasyonları ise daha düşük olarak bulundu (p<0.05). Sigara içen grupların birbiriyle karşılaştırmasında da aynı bulgular gözlendi (p<0.05). Sigara içen periodontal sağlıklı grupta sigara içmeyen periodontal sağlıklı gruba göre DOS FBXW7 konsantrasyonları daha yüksek olarak bulundu (p<0.05). Tükürük KLF2 düzeyi sigara içen periodontal hastalıklı gruplarda içmeyen periodontal hastalıklı gruplara oranla daha yüksek olarak saptandı (p<0.05). Sonuç: KLF2 ve FBXW7 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Sigara kullanımı periodontal hastalığın yokluğunda DOS FBXW7 konsantrasyon seviyelerini artırarak anjiyogenezi etkileyebilir. Periodontal hastalık varlığında sigara kullanımı KLF2 tükürük seviyelerini yükselterek anjiyogenezi değiştirebilir. Anahtar Kelimeler: Sigara; Anjiyogenez; VEGF; NF-?B; KLF2; FBXW7Öğe Periodontal hastalığın patogenezinde mitokondri-endoplazmik retikulum kontakt proteinlerinin incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Doğan, Ekin Ezgi; Aral, Cüneyt AsımAmaç: Mitokondri ile endoplazmik retikulum arasındaki kontakt (MERK) kalsiyum sinyalizasyonu ve apoptozun düzenlenmesi gibi birçok önemli olayda görev alır. Bu çalışmanın amacı MERK proteinleri VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC'ın farklı periodontal duruma sahip bireylerde DOS, tükürük ve dişeti düzeylerini araştırmaktır. Aynı zamanda ROS, Ca ve CASP3 düzeylerini de inceleyerek MERK proteinlerin apoptoz, kalsiyum metabolizması ve oksidatif stres ile ilişkisini de araştırmaktır. Materyal ve Metot: Sistemik açıdan sağlıklı 48 birey periodontal durumlarına göre (periodontal sağlıklı (n=16), gingivitis (n=16) ve periodontitis (n=16)) 3 gruba ayrılmıştır. MERK ile ilişkili yapılardan VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC ile inflamasyon ile ilişkili yapılar CASP3, kalsiyum ve ROS'un tükürük ve DOS düzeyleri ELISA ile incelenmiştir. Gen ekspresyon analizleri için ise 60 adet farklı katılımcı eşit sayıda ve aynı periodontal hastalık gruplarına ayrılmış ve gen ekspresyon düzeyleri dişeti örneklerinde RT-qPCR ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda VAPB, GRP75, VDAC, CASP3 ve ROS DOS toplam miktarı artmışken PTPIP51 toplam miktarı azalmış olarak bulundu (p<0.05). VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75, VDAC, CASP3, Ca ve ROS DOS konsantrasyonlarının ise periodontitisli hastalarda azaldığı saptandı (p<0.05). Dişetinde ise perioodontitisin varlığının PTPIP51, IP3R, GRP75, CASP3, ROS ve ATP2B1 gen ekspresyon seviyelerini yukarı yönlü regüle ettiği, VAPB ve VDAC gen ekspresyon seviyelerini ise aşağı yönlü regüle ettiği saptandı (p<0.05). CASP3, Ca ve ROS ile PTPIP51 arasında negatif ve GRP75 ile de pozitif korelasyon gözlendi (p<0.05). Sonuç: MERK proteinleri VAPB, GRP75, VDAC ve PTPIP51 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Periodontal hastalığın patogenezinde apoptoz, oksidatif stres ve kalsiyum mekanizması ile PTPIP51 ve GRP75 proteinleri ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: MERK, Periodontitis, Gingivitis, Mitokondri, ERÖğe Periodontal hastalığın patogenezinde Hippo sinyal yolağı proteinlerinin rolünün incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Akalın, Beyhan Şaduman; Aral, Cüneyt AsımAmaç: Hippo sinyal yolağı hücre farklılaşması ve ölümü gibi birçok önemli olayda görev almaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı periodontal duruma sahip olan bireylerin dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve dişeti dokusunda Hippo sinyal yolağı proteinlerinden YAP, TAZ, MST1, TEAD, MAP4K4 ve LATS1 ve apoptoz ile ilişki BCL-2 ve kemik metabolizması ile ilişkili ALP'nin seviyelerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Sistemik olarak sağlıklı 75 katılımcı periodontal sağlıklı (n=25), gingivitis (n=25) ve evre 3 derece B periodontitis (n=25) olmak üzere 3 gruba ayrılmış ve DOS örnekleri toplanmıştır. Sistemik olarak sağlıklı 60 katılımcı ise eşit sayıda ve aynı periodontal sınıflamalarla ayrılmış, hastalardan dişeti dokusu toplanmıştır. YAP, TAZ, MST1, LATS1, MAP4K4, TEAD, ALP ve BCL-2 seviyeleri DOS'ta ELISA ile dişetindeki gen ekspresyon seviyeleri ise RT-qPCR analizi ile belirlenmiştir. Bulgular: YAP ve TEAD DOS total miktarı ile YAP, TAZ, MST1, TEAD, LATS1, MAP4K4, ALP ve BCL-2 DOS konsantrasyonları periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre azalmış, ALP DOS total miktarı ise artmış olarak bulunmuştur (p<0.05) Periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre YAP ve TAZ'ın gen ekspresyonunun aşağı yönde regüle olduğu gözlenirken, TEAD, MST1, LATS1, MAP4K4, ALP ve BCL-2'nin ise yukarı yönlü regüle olduğu saptanmıştır (p<0.05). YAP ve TAZ gen ekspresyonu ile ALP arasında pozitif bir korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Hippo sinyal yolağı ile ilişkili yapılar DOS ve dişetinde farklı etkiler göstererek periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Anahtar kelimeler: Hippo sinyal yolağı, ALP, BCL-2, periodontal inflamasyon, DOSÖğe Karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda diş çürüklerinin masseter kası ve çiğneme fonksiyonları üzerine etkisi(İnönü Üniversitesi, 2025) Özdemir, Ecem; Duruk, GülsümAmaç: Diş çürüğü, çiğneme fonksiyonunun azalmasına, asimetrik çiğneme kası aktivitesine, kasların ve sert dokuların büyümesinde tutarsızlıklara neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı çiğneme kasları, çiğneme performansı ve diş çürükleri arasındaki ilişkiyi aydınlatmak ve oral rehabilitasyonun sağlanmasının ardından meydana gelen değişiklikleri sunmaktır. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran, 6-10 yaş grubunda (Ort±SS:7.86±1.02) 16 kız (%53.3), 14 erkek (%46.7) toplam 30 hastanın çiğneme performansı iki renkli sakız karıştırma testi ve Karaduman Çiğneme Performansı Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Ardından Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda ultrasonografi ile masseter kaslarının kalınlıkları ve elastikiyet indeksi ölçülmüştür. Hastaların dental tedavileri tamamlanmış, 6 ay sonrasında tüm testler ve ölçümler tekrarlanmıştır. Bulgular: İki renkli sakız karıştırma testi sonrası oluşan bolus skoru, masseter kasının kalınlığı ve elastikiyet indeksi oral rehabilitasyonun ardından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış; VOH değeri ve KÇPS seviyeleri ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmıştır (p<0.05). Çeneler ve cinsiyetler ile çiğneme performansı ve masseter kası parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Artan diş kayıpları ile VOH değeri, masseter kası kalınlığı ve elastikiyet indeksi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). PUFA skoru ile KÇPS arasında anlamlı pozitif bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Çalışmamız diş kayıplarının çiğneme performansını, masseter kası kalınlığını ve elastisitesini azaltabileceğini, oral rehabilitasyonun kaybolan fonksiyonların geri kazandırılması için oldukça önemli bir adım olduğunu ortaya koymuştur. Ancak çiğneme ve kas fonksiyonları birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Bu nedenle farklı parametrenin de kaydedildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çiğneme Performansı, Diş Çürüğü, Masseter Kası, Oral Rehabilitasyon, UltrasonografiÖğe Farklı dik yön boyutlarına sahip bireylerde interradikular alandaki kemik yoğunluğunun fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmesi.(İnönü Üniversitesi, 2024) Amıraslanlı, Mehman; Özden, SametAmaç: Bu çalışmanın amacı, farklı dik yön büyüme paternine sahip bireylerde ortodontik mini vida uygulamaları için önemli olan interradiküler, infrazigomatik krest (IZC) ve mandibular bukkal shelf (MBS) bölgelerinde kortikal ve trabeküler kemik yoğunluğu ile kemik kalınlıklarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Materyal ve metot: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, Sınıf I iskeletsel ilişkiye sahip hipodiverjan (n=30), normodiverjan (n=30) ve hiperdiverjan (n=30) toplam 90 bireyin KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Maksilla ve mandibulada interradiküler bölgelerde, IZC ve MBS alanlarında kortikal kemik kalınlığı, trabeküler kemik kalınlığı, total alveolar kemik kalınlığı ölçülmüştür. Ayrıca bu bölgelerde kortikal kemik yoğunluğu Hounsfield Unit (HU) ve trabeküler kemik yoğunluğu fraktal analiz (FA) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Hipodiverjan bireylerde kortikal kemik kalınlığı ve yoğunluğu diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. IZC bölgesinde, MBS 16 DB bölgesi MBS 16 MB bölgesine göre daha kalın kortikal kemik yapısı göstermiştir. MBS bölgesinde distal bölgedeki kortikal kemik kalınlığı, mezial bölgeye göre daha yüksek değerler sergilemiştir. Tüm gruplarda posterior bölgelerden anterior bölgelere doğru gidildikçe trabeküler kemik ve total alveolar kemik kalınlıklarında anlamlı azalma gözlenmiştir. Hiperdiverjan bireylerde hem kortikal kemik kalınlığı hem de yoğunluğu diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç: Mini vida uygulamaları için en uygun hasta grubu hipodiverjan bireyler olarak değerlendirilmiştir. Posterior bölgeler, özellikle mandibulada 46-47 ve 45-46 bölgeleri, yüksek kortikal kemik kalınlığı nedeniyle mini vida uygulamaları için ideal bölgeler olarak belirlenmiştir. Hiperdiverjan bireylerde ise kortikal kemik kalınlığı ve yoğunluğunun düşük olması nedeniyle mini vida uygulamalarında daha dikkatli olunması ve gerekli önlemlerin alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mini vida, Kortikal kemik kalınlığı, Fraktal analiz, Hounsfield ünitesi, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiÖğe Enfekte süt molar dişlerin lezyon sterilizasyonu ve doku tamiri tedavisinde farklı antibiyotik kombinasyonlarının kullanımının klinik ve radyografik başarısının değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Culfa, Rüveyda Nur; Demir, PınarAmaç: "Lezyon sterilizasyonu ve doku tamiri" (LSDT), birçok klinik çalışmada ümit verici sonuçlar elde etmiş, enstrümantasyonsuz endodontik tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı farklı antibiyotik kombinasyonlarının LSDT tedavisinde kullanılması sonucu klinik ve radyografik başarılarının değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran, 4-10 yaş arası toplamda 43 çocuk hastanın geri dönüşümsüz pulpa iltihabı veya nekroz belirtileri gösteren 50 alt süt molar dişine LSDT tedavisi uygulanmıştır. Hastalar 1, 3, 6, 9 ve 12 ay sonra takip randevularına çağırılarak klinik ve radyografik olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: 3Mix-MP ve Alternatif 3Mix-MP karışımlarıyla yapılan LSDT tedavisi sonrası 12. ay takiplerinde klinik, radyografik ve genel başarıları değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. (p=1.000, p=0.612, p=1.000) 3Mix-MP grubunun klinik, radyografik ve genel başarısının takip sürelerine göre karşılaştırması yapıldığında anlamlı bir şekilde düşüş görülmüştür. (p=0.029, p=0.003, p=0.019) 12. ay takip randevularında süt 1. molar dişlerin, süt 2. molar dişlere kıyasla daha başarısız olduğu görülmüştür. Bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0.011) Elde edilen verilere göre takip süresi boyunca LSDT tedavisinde klinik başarı (%90), radyografik başarıya (%74) oranla yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda LSDT tedavisinin başarılı bir vital olmayan pulpa tedavi yöntemi olduğu görülmüştür. Bu tedavide yaygın olarak kullanılan 3Mix-MP karışımı ve minosiklin yerine klindamisin tercih edilerek oluşturulan Alternatif 3Mix-MP karışımı karşılaştırıldığında benzer şekilde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, bu alternatif ilaç karışımının LSDT tedavisinde güvenle kullanılabileceğini göstermektedir.Öğe Total dişsiz hastalarda implant destekli overdenture protetik tedavisi sonrası mandibuladaki kemik değişikliklerinin fraktal analizi ile değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Şimşek, Mehmet Sait; Alan, HilalAmaç: Tüm dişlerin kaybedilmesiyle beraber çiğneme kaslarının tonusu ve kas kütlesinde kayıplar meydana gelir, ısırma kuvveti azalır ve etkili bir çiğneme sağlanamaz. Total dişsizliğe sahip hastalar geleneksel total protezlerle tedavi edilse de, yeterli retansiyon ve stabiliteye sahip olmayan bu protezler etkili bir çiğneme sağlayamaz. Azalan çiğneme kuvvetiyle beraber, hastaların mandibulaya gelen fonksiyonel kuvvetleri azalır. İmplant üstü hareketli protez ile rehabilite edilen hastaların artan stabilite ve retansiyon sayesinde ısırma kuvvetleri ve çiğneme fonksiyonları artış gösterir. Kemiksel yapılar fonksiyonel kuvvetler ve mekanik ortamla harmoni içindedir. Bu nedenle, total dişsiz hastalarda mandibuladaki kemiksel yapıların mikro değişimi muhtemeldir. Çalışmamızın amacı, total protez kullanan alt ve üst çene tam dişsiz hastaların, mandibulaya yerleştirilen iki implant destekli overdenture protetik tedavisi sonrası mandibuladaki kemik değişikliklerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Geleneksel total protez kullanmış, iki implant destekli overdenture protez ile tedavi edilen 27 hasta çalışmamızda yer aldı. Hastaların geleneksel total protez kullandıkları sıradaki radyogramları kontrol grubunu (n=27), iki implant destekli overdenture tedavisinden 4 yıl (±1 ay) sonraki radyogramları çalışma grubunu (n=27) oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak tedavi öncesi ve sonrası kontrol veya rutin muayane ile elde edilen panoramik radyogramlarında her hastada sağ ve sol tarafta simetrik olarak seçilen ilgili alanlar (ROI-Region of Interest), mandibular kondil (ROI-1), angulus (ROI-2) ve mental foramenin anterioru (ROI-3) olmak üzere her bir tarafta 3 ROI 45x45 piksel boyutunda seçildi ve trabeküler kemik karmaşıklığı fraktal analiz yöntemi kullanılarak ölçüldü. Toplanan veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre iki implant destekli overdenture protez kullanan hastaların seçilen ROI-1, ROI-2, ROI-3 fraktal boyut ölçümleri incelendiğinde kontrol ve çalışma grubu ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,001). Sağ ve sol bölgeler arasında; ROI-1, ROI-2 ve ROI-3 fraktal boyut ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p=0,814), (p=0,654), (p=0,296). Sonuçlar: Elde ettiğimiz sonuçlar bize implant destekli overdenture protez kullanımının total protez kullanımına kıyasla mandibulada çeşitli bölgelerde daha kompleks trabeküler kemik yapıları meydana getirdiğini göstermektedir.Öğe Kronik periodontitisli hastalarda cerrahi olmayan periodontal tedaviye destek olarak probiyotik kulllanımının klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal parametrelere etkisinin değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Şahin, Ayşenur; Sabancı, ArifeAmaç: Periodontitis, dişleri destekleyen dokuların yıkımını uyaran bakterilerin neden olduğu inflamatuar bir hastalıktır. Probiyotiklerin, periodontopatojenlerin kolonizasyonunu önlediği ve inflamatuar bulguları azalttığı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı evre 3 periodontitis hastalarında DYT+KYD'ye destek olarak S. salivarius K12 probiyotik tablet kullanımının klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji kliniğine başvuran sistemik olarak sağlıklı, evre 3 periodontitis 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar test (DYT+KYD+Probiyotik) ve kontrol (DYT+KYD) grubu olarak ikiye ayrıldı. Başlangıç, 1. ay ve 3. ayda klinik (Pİ, Gİ, SK, SD, KAS), mikrobiyolojik (A. actinomycetemcomitans, P. gingivalis, T. forsythia, T. denticola, P. intermedia ve F. nucleatum) ve biyokimyasal (IL-6, IL-8, IL-10) ölçümler yapıldı. Elde edilen mikrobiyolojik ve biyokimyasal örnekler İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda analiz edildi. Bulgular: Klinik parametreler, her iki grupta da tedaviden sonraki 1. ve 3. aylarda anlamlı şekilde iyileşmiştir. 3. ayda, test grubunda P. gingivalis ve T. denticola seviyeleri anlamlı şekilde azalırken, F. nucleatum, A. actinomycetemcomitans ve P. intermedia seviyeleri her iki grupta da değişmeden kalmıştır. IL-6 ve IL-8 total seviyeleri her iki grupta da anlamlı şekilde azalırken, IL-6 ve IL-8 total miktarı 1. ay ve 3. ayda; IL-6 ve IL-8 konsantrasyonu ise 1. ayda test grubunda kontrol grubuna kıyasla daha düşük bulunmuştur. Başlangıca göre IL-10 total miktarı (1. ay ve 3. ay) ve konsantrasyonu (1. ay) iki grupta anlamlı düzeyde artmıştır. Sonuç: S. salivarius K12 içeren tabletlerin, DYT+KYD'ye destek kullanımı periodontitisin klinik ve inflamatuar sonuçlarını iyileştirmede ve patojen mikroorganizmaların yeniden kolonizasyonunu yavaşlatmada yararlı bir adjuvan ajan olabilir. Anahtar kelimeler: Mikrobiyoloji, Periodontitis, Probiyotik, SitokinÖğe Sagittal split ramus osteotomisinde gömülü 20 yaş dişlerinin kötü kırık üzerine etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Derin, Ahmet Faruk; Alan, HilalAmaç: Sagittal split ramus osteotomisi (SSRO), dentofasiyal deformitelerin tedavisinde en sık kullanılan mandibular osteotomi tekniğidir. Kötü kırıklar, bu cerrahi teknikle ilişkili en sık görülen komplikasyonlardandır. Bu çalışmanın amacı; farklı pozisyonlarda bulunan gömülü yirmi yaş dişlerinin SSRO sırasında proksimal ve distal segment üzerindeki stres dağılım alanlarına etkisini sonlu elemanlar analizi ile değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Sonlu elemanlar stres analizi yöntemi kullanılarak gömülü 3. molar (3M) diş bulundurmayan kontrol modeli ile gömülü 3M dişin uzun aksının, ikinci molar dişin uzun aksına göre farklı açısal pozisyonlarda olduğu mezioangular, vertikal, distoangular ve horizontal olmak üzere toplamda 5 farklı model oluşturuldu. SSRO uygulanan modellerde sagittal osteotomi hattına yerleştirilen spreader aletinin çalışma prensibi simüle edilip kesi bölgesinden proksimal ve distal segmentlere ters yönde 20N değerinde kuvvet uygulandı. Uygulanan kuvvetin proksimal ve distal segmentlerde oluşturduğu stres değerlerinin dağılımına bakılarak segmentlerde kötü kırık oluşturma riski üzerine olan etkisi incelendi. Bulgular: Proksimal segmentin bukkalinde oluşan en yüksek stres değerleri distoangular modelde görülürken, distal segmentin lingualinde oluşan en yüksek stres değerleri horizontal modelde görüldü. Tüm modeller üzerinde oluşan von Mises, Pmax ve Pmin stres değerleri incelendiğinde, streslerin en fazla proksimal segmentin bukkalinde oluştuğu görüldü. Sonuç: SSRO sırasında horizontal pozisyondaki gömülü dişler, distal segmentteki stres değerlerini artırarak kötü kırık oluşmasında bir risk faktörü olarak değerlendirilebilir. Tüm modellerde proksimal segmentin bukkalinde daha yüksek stres gözlenmiştir. Bulgular, SSRO öncesi 3M dişlerin bireysel değerlendirilmesinin klinik açıdan önemli olduğunu göstermektedir.Öğe Ratlarda kronik böbrek yetmezliği durumunda dental pulpadaki kalsifikasyonun mikro bilgisayarlı tomografi ve histopatolojik yöntemlerle incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Topcu, Tarık; Şimşek, NeslihanAmaç: Bu çalışma ile kronik böbrek yetmezliğinin diş ve kemik dokularında kalsifikasyona etkisinin olup olmadığını ve sürece bağlı olarak bu etkinin ne ölçüde gerçekleştiğini mikro bilgisayarlı tomografi ve histolojik analizler yardımıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Çalışmamızda erkek yetişkin wistar albino ırkı 3 aylık erişkin ratlar kullanılmıştır. Proje için 3 sağlıklı kontrol grubu ve böbrek yetmezliğinin gelişiminden sonra geçen zamana göre 3 kronik böbrek yetmezliği grubu olmak üzere 6 grup oluşturulmuştur. Hayvanlarda böbrek yetmezliği oluşturabilmek için 80 mg/kg adenin, taşıt çözücü olarak kullanılan %1'lik karboksi metil selülozda çözünerek 28 gün boyunca her gün günde tek sefer orogastrik gavaj yoluyla per os uygulanmıştır. Bu süreçte kontrol gruplarına taşıt çözücü olarak kullanılan %1 karboksi metil selüloz verilmiştir. Hayvanlar bulundukları gruba göre böbrek yetmezliğinin üzerinden geçen 1. 20. ve 40. günlerde 1.2 g/kg intraperitoneal etil karbamat türevi üretan anestezisi yardımıyla sakrifiye edilmişlerdir. Hayvanların alt çenelerinden molar dişleri içerecek şekilde kemik blokları edilmiştir. Elde edilen bloklar mikro bilgisayarlı tomografi yardımıyla dentin ve kemik yoğunluğu açısından incelenmiştir. Daha sonra histolojik inceleme için kemik bloklar kimyasal dekalsifikasyon işlemine alınmıştır. Dekalsifiye dokulardan hazırlanan histolojik kesitlerde diş pulpa alanları mikroskop ve görüntü analiz sistemi ile ölçülmüştür. Ayrıca pulpa alanlarındaki histolojik yapı ve histokimyasal değişiklikler değerlendirilmiştir. Bulgular: Kemik ve dentin yoğunluğu açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Histolojik incelemelerde deney gruplarında kontrol gruplarına göre pulpa çapı diş çapına göre daha düşük bulunmuştur. Osteopontin, bone sialoprotein, dentin matriks protein ve tip 1 kollajen ölçümlerinde ise tüm deney gruplarında kontrol gruplarına göre daha yüksk değerler elde edilmiştir. Sonuçlar: Kronik böbrek yetmezliği dentin ve kemik yoğunluğuna planlanan deney süresince etki etmezken, pulpa çapında daralmaya neden olabilir. Ayrıca sert doku yapım süreci ile ilişkili proteinler kronik böbrek yetmezliğinde artma eğilimindedir.Öğe Tek taraflı maksiller sinüs hipoplazisinin temporomandibular eklem morfolojisi üzerine etkisinin incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Özemre, Begüm; Duman, Şuayip BurakAmaç: Bu çalışmada, tek taraflı maksiller sinüs hipoplazisine sahip bireylerde, bu durumun temporomandibular eklem morfolojisi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Maksiller sinüs hipoplazisi, genellikle asemptomatik olup, tesadüfi olarak saptanan bir durumdur. Temporomandibular eklem, çiğneme, konuşma ve yutkunma gibi temel fonksiyonlarda önemli rol oynayan bir eklemdir. Maksiller sinüs hipoplazisinin, TME yapısı üzerindeki olası morfolojik değişikliklerini anlamak, klinik ve radyolojik değerlendirmeler açısından önem arz etmektedir. Materyal ve Metot: Çalışmada, İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi arşivinden retrospektif olarak elde edilen 77 hastaya ait görüntüler incelenmiştir. Çalışmaya unilateral maksiller sinüs hipoplazisi bulunan 18 yaş üstü hastalar dahil edilmiştir. Radyografik değerlendirmelerde, kondil boyutları, eklem aralıkları, artiküler eminens eğimleri, glenoid fossa çatı kalınlığı, ramus uzunluğu ve kondil şekli parametreleri analiz edilmiştir. Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, normal maksiller sinüse sahip taraf ile hipoplazik maksiller sinüse sahip taraf arasında kondil boyutları, eklem aralıkları, artiküler eminens eğimleri, glenoid fossa çatı kalınlığı, ramus, uzunluğu ve kondil şekli açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: Çalışma bulguları, unilateral maksiller sinüs hipoplazisinin temporomandibular eklem morfolojisi üzerinde belirgin bir yapısal değişiklik oluşturmadığını göstermektedir. Daha geniş hasta grupları ile yapılacak ileri çalışmalar, bu ilişkinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, maksiller sinüs hipoplazisi, temporomandibular eklem.Öğe İki mini vida ve dört mini vida destekli hızlı üst çene genişletme apareylerinin iskeletsel ve dental etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Erdil, Beril; Özden, SametAmaç: Bu çalışmanın amacı iki mini vida ve dört mini vida destekli hızlı üst çene genişletmesi (MARPE) uygulanan genç erişkin hastalardaki iskeletsel, dentoalveolar ve dental etkilerin KIBT verileri üzerinden retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmanın materyali, İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda MARPE tedavisi uygulanmış hastaların arşiv kayıtlarının retrospektif olarak taranmasıyla elde edilmiştir. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 30 birey eşit olarak 2 gruba (iki mini vida destekli MARPE - dört mini vida destekli MARPE) ayrılmıştır. İskeletsel, dentoalveolar ve dental parametreler aynı yazılım programında (3D Slicer 5.7.0, Boston, MA, ABD) değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada her iki grupta iskeletsel, dentoalveolar ve dental düzeyde anlamlı değişiklikler gözlenmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda tüm iskeletsel parametrelerde anlamlı artış saptanmıştır (p<0,001). Dentoalveolar düzeyde posterior bölgelerde belirgin transversal genişleme ve bukkal kemik kalınlığında azalma görülmüştür. Dental düzeyde transversal genişleme ve inklinasyon ölçümlerinde anlamlı değişiklikler izlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, dört mini vida destekli MARPE grubunda J sağ-sol, NG, NT, PT, posterior palatal genişlik, ANS ve PNS artışları ile BMG, PMG, CF, P1–F, P2–F ve Cc ölçümlerinde istatistiksel olarak daha fazla artış belirlenmiştir (p<0,05) Sonuç: MARPE tedavisi, genç erişkinlerde anlamlı transversal genişleme sağlamıştır. Dört mini vida destekli grupta anterior ve posterior bölgelerde daha fazla iskeletsel genişleme elde edilmesi, vida sayısının genişleme miktarı ve açılma paternini etkilediğini göstermiştir. Ayrıca bukkal kortikal kemik kalınlığında azalma, alveolar kret yüksekliğinde artış görülmüştür. Dental inklinasyon değişimleri dentoalveolar devrilmeyi göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Hızlı Üst Çene Genişletme, KIBT, MARPE, Mini VidaÖğe Unilateral dudak damak yarıklı hastalarda mandibular kemiğin radyomorfometrik o¨lçümler ve fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Topaloğlu, Eda Nur; Dedeoğlu, NumanAmaç: Bu çalışmanın amacı, unilateral dudak damak yarıklı (UDDY) bireylerde mandibular kemiğin radyomorfometrik ölçümler ve fraktal analiz (FA) yöntemiyle değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmaya, UDDY'li bireyler ile sağlıklı kontrol grubundan oluşan toplam 100 birey dahil edilmiştir. Katılımcılar, 18 yaş altı ve 18 yaş üstü olmak üzere iki yaş grubuna ayrılmıştır (her alt grup için n = 25). UDDY grubundaki bireyler ayrıca yarık taraf (YT) ve yarık olmayan taraf (YOT) olarak alt gruplara ayrılarak kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. UDDY ve kontrol grubu bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ve panoramik radyografi görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Radyomorfometrik ölçümler KIBT görüntüleri üzerinden gerçekleştirilirken, fraktal analiz hem KIBT hem de panoramik görüntüler kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Radyomorfometrik ölçümler açısından, yaş gruplarına göre UDDY ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. FA analizinde ise, 18 yaş altı UDDY grubunda kondil bölgesine ait fraktal boyut (FB) değerleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (KIBT: p=0.001; panoramik: p=0.002). Angulus ve molar bölgelerde anlamlı bir fark saptanmamıştır. 18 yaş üstü grupta ise yalnızca panoramik görüntülerle yapılan analizde, molar bölgede YT grubunun FB değeri kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur (p=0.016). Sonuç: Radyomorfometrik ölçümler, UDDY'li bireylerde mandibular kemik yapısında belirgin bir farklılık ortaya koymamıştır. Ancak, fraktal analiz yöntemi ile 18 yaş altı bireylerin kondil bölgesinde ve 18 yaş üstü bireylerin molar bölgesinde kontrol grubuna kıyasla fraktal boyut değerlerinde azalma gözlenmiştir. Bu bulgular, FA yönteminin UDDY'li bireylerde mandibular kemik yapısını değerlendirmede faydalı bir araç olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Unilateral dudak damak yarığı, Mandibula, Panoramik radyografi, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, Radyomorfometrik ölçümler, Fraktal analizÖğe Hareketli ve sabit fonksiyonel aparey tedavilerinin mandibular kemikteki etkilerinin fraktal analiz yöntemi ile değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Öner, Mahmut Ayhan; Özden, SametAmaç: Bu çalışmanın amacı, pubertal dönemde olan iskeletsel sınıf II maloklüzyonlu hastaların, hareketli ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi sonrasında mandibular trabeküler kemikte meydana gelen değişiklikleri panoramik ve lateral sefalometrik radyografiler kullanılarak Fraktal Analiz (FA) yöntemi ile değerlendirmektir. Materyal Metot: İskeletsel sınıf II maloklüzyonu olan, normodiverjan dik yön paternine sahip, pubertal atılım döneminde olan 120 bireyin panaromik ve sefalometrik görüntüleri 4 gruba ayrılmıştır. Çalışma grupları Monoblok apareyi, Twinblok apareyi ve Herbst apareyi ile tedavi gören 30'ar hasta olacak şekilde 3 ayrı tedavi grubundan oluşmaktadır. Kontrol grubu ise tedavi görmemiş 30 bireyden oluşmaktadır. Tüm bireylerde fonksiyonel tedavi sonrası mandibulanın kondil, angulus, korpus ve simfizis bölgelerinde oluşabilecek değişiklikler FA yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular: Tedavi gruplarında yer alan tüm bireylerin kondil, korpus ve simfizis bölgelerinin fraktal boyut (FB) değerlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0,05). Tüm tedavi gruplarının angulus bölgesi FB değerlerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir artış tespit edilmiştir (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan bireylerin tedavi başı ve sonu FB değerlerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Pubertal dönemde uygulanan sabit ve hareketli fonksiyonel aparey tedavileri mandibulanın kondil bölgesinin yeniden şekillenmesini ve böylelikle daha ileri bir pozisyonda konumlanmasını sağlamaktadır. Bununla beraber mandibulanın konumundan etkilenen masseter kasının liflerinin olduğu angulus bölgesinde rezorpsiyona dirençli bir alan olduğu gözlenmiştir. Hareketli aparey tedavilerinde, posterior dişlerin bölgedeki akrilik kütle ve bu bölgedeki dişlerin ekstrüzyonu için uygulanan selektif mölleme işlemine bağlı, mandibulanın korpus bölgesindeki trabeküler kemik yoğunluğunda azalma meydana gelmiştir. Hareketli ve sabit fonksiyonel tedavilerinin bir yan etkisi olarak gözlemlenen alt keser açılarındaki artışın, keser köklerinin bukkalinde yer alan trabeküler kemik yoğunluğunda azalmaya neden olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel Apareyler, Fraktal analiz, Trabeküler Kemik, Panoramik Radyografi, Sefalometrik Radyografi.Öğe Dental travma sonrası daimi dişlerde kron kırıklarının modifiye eden baysal dental travma indeksi ile değerlendirilmesi ve tedavilerinin klinik takibi(İnönü Üniversitesi, 2025) Aydan, Tuba; Duman, SacideDental Travma Sonrası Daimi Dişlerde Kron Kırıklarının Modifiye Eden Baysal Dental Travma İndeksi ile Değerlendirilmesi ve Tedavilerinin Klinik Takibi Amaç: Travmatik dental yaralanmaların (TDY) sınıflandırılması; tedavi protokollerinin ve uzun dönem takibin bilimsel temellere dayanması, başarılı klinik sonuçlar alınması açısından kritik önem taşımaktadır. Bu tez araştırmasında kron kırığı şikayetiyle başvuran TDY hastalarının Modifiye Eden Baysal Dental Travma İndeksi (MEBDTİ) kullanılarak sistematik sınıflandırılması, uygun tedavilerinin yapılması ve tedavilerinin takip edilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Pedodonti Anabilim Dalına kron kırığı şikayetiyle başvuran 6- 14 yaş arası çocuk hastalar çalışmaya dahil edildi. Ebeveynlerin sosyodemografik, çocukların tıbbi, dental ve travma bilgileri kaydedildi. Yaralanmanın sınıflandırılması için MEBDTİ'yi içeren travma kayıt formu kullanıldı. Kron kırıklarının tedavileri tamamlandıktan sonra 1 yıllık tedavi takipleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza 73 hastanın 102 daimi dişi dahil edilmiştir. Kron kırığının en sık görülme nedeni %64.4 oranla düşme, en sık etkilenen diş ise %98 oranla maksiller orta kesici diş olarak elde edilmiştir. Komplike kron kırığı görülen 27 dişin 18'ine (%66.7) cvek amputasyon, 5'ine (%18.5) endodontik tedavi, 4'üne (%14.8) direkt pulpa kuafajı uygulanmıştır. Komplike olmayan kron kırığı görülen 57 dişin 54'üne (%94.7) kompozit restorasyon, 3'üne (%5.3) indirekt pulpa kuafajı uygulanmıştır. Kırık tipi ile tedavi tipi arasında anlamlı ilişki elde edilmiştir (p<0.001). Sonuç: TDY'lerin MEBDTİ kullanılarak sistematik şekilde sınıflandırılması sayesinde, uygun tedavi yaklaşımları belirlenmiş; özellikle komplike kırıklarda cvek amputasyonu, komplike olmayan kırıklarda ise kompozit restorasyonun tercih edildiği ve başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Dental Travma, Kron Kırığı, Modifiye Eden Baysal Dental Travma İndeksiÖğe Ebeveynlerin bilinçsel farkındalığının ve otoritelerinin, çocuklarının oral hijyen durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Taş, Esra Güngör; Duman, SacideAmaç: Çocuklarda ağız ve diş sağlığı yönetiminde, ebeveyn rolleri ve farkındalıkları oldukça önemlidir. Bu tez araştırmasında amacımız ebeveynlerin bilinçli farkındalık düzeyleri ve ebeveynlik stilleri ile çocuklarının ağız hijyen durumu arasında bir ilişki olup olmadığını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'nda yürütülmüş olup, çalışma kapsamında 4-8 yaş aralığındaki çocuk hastalar ile ebeveynleri değerlendirilmiştir. Ebeveyn ve çocuk ile ilişkili sosyodemografik ve tıbbi bilgilerin değerlendirilebilmesi için demografik anket formu uygulandı. Ebeveynlere, ebeveynlik stilleri ve bilinçli farkındalık düzeyleri ile ilgili Ebeveyn Otorite Ölçeği (EOÖ) (Parental Authority Questionnaire (PAQ)), Ebeveynlikte Bilinçli Farkındalık Ölçeği (EBFÖ) (Mindfulness in Parenting Questionnaire (MIPQ) ölçekleri kullanıldı. Çocuğun ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesi amacıyla Uluslararası Çürük Tespit ve Değerlendirme Sistemi II (International Caries Detection and Assessment System (ICDAS II)) tercih edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 150 çocuk hastanın %55.3'ü kız, %44.7'si erkek olarak kaydedilmiş olup, katılımcı çocukların yaş ortalaması 6.33±1.112 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri incelendiğinde; annelerin büyük çoğunluğunun demokratik ebeveynlik stilini benimsediği, buna karşılık otoriter ve izin verici stillerin daha düşük düzeyde olduğu gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, otoriter ebeveynlik tarzının düşük bilinçli farkındalık düzeyleri ile negatif yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Özellikle "çocukla anda olma" ve "ebeveyn öz-yeterliliği" gibi bilinçli farkındalık alt boyutlarında bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Demokratik ebeveynlik ile öz-yeterlilik arasında pozitif ve zayıf düzeyde anlamlı ilişki (r=0.176; p=0.031) tespit edilmiştir. İzin verici ebeveynlik ile ebeveynlikte farkındalık değişkenleri arasında bir ilişki saptanmamıştır. Çocukların diş fırçalama sıklıklarına göre EBFÖ ve EOÖ alt boyutları ile ICDAS II skorları karşılaştırılmıştır. Yapılan analizlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yalnızca ICDAS II çürük ortalama skoru için bulunmuştur (F (2. N) =8.880, p = 0.012). Sonuç: Bu çalışma, ebeveynlik stilleri ve bilinçli farkındalık düzeylerinin birbiriyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Otoriter ebeveynlik tarzı, ebeveynlikte bilinçli farkındalığın bazı alt boyutları ile anlamlı şekilde ters yönlü ilişki gösterirken; demokratik ebeveynlik ile ebeveyn öz-yeterliliği arasında pozitif bir ilişki gözlenmiştir. Ayrıca, çocukların diş fırçalama sıklığına göre çürük skorları arasında anlamlı farklar saptanması, ağız hijyen alışkanlıklarının çocuk sağlığı açısından önemli bir gösterge olduğunu desteklemektedir. Bu bulgular, ebeveynlik yaklaşımları ile ağız ve diş sağlığı davranışları arasındaki potansiyel ilişkileri anlamada önemli ipuçları sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: bilinçli farkındalık, ebeveynlik stilleri, diş çürüğüÖğe Periodontal hastalığın patogenezinde sirkadiyen saat genlerinin incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Çevik, Merve; Aral, Cüneyt Asım; Toy, Vesile ElifAmaç: Sirkadiyen ritim doku ve hücrelerin fizyolojik aktivitelerini düzenleyen bir döngüdür. Sirkadiyen ritimdeki düzensizliklerin otoimmün hastalıklar ve kanser gibi çeşitli hastalıklarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı benzer uyku döngüsüne fakat farklı periodontal hastalığa sahip bireylerin dişeti dokusunda, sirkadiyen ritim ile ilişkili yapıların gen ve protein düzeyini inceleyerek periodontal hastalığın sirkadiyen ritim üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı ve sigara kullanmayan, benzer uyku düzenine fakat farklı periodontal hastalığa sahip 60 birey (periodontal olarak sağlıklı [n=20; 10 erkek ve 10 kadın], gingivitis [n=20; 10 erkek ve 10 kadın] ve periodontitis [n=20; 10 erkek ve 10 kadın]) dahil edilmiştir. Katılımcılardan toplanan dişeti örneklerinde sirkadiyen ritim ile ilişkili yapılardan BMAL1, CLOCK, CRY1, CRY2, Per1, Per2, Per3, Rev-Erb-?, ROR-?'nın gen ve protein düzeyleri Western Blot ve RT-qPCR ile analiz edilmiştir. İnflamasyonla ilişkili yapılar IL-1?, IL-6, TNF-?, NF-?B, IFN-?, RANKL ve OPG gen ekspresyon düzeyleri RT-qPCR yöntemiyle analiz edilirken, IL-1? ve IL-6 protein seviyeleri ELISA ile saptanmıştır. Bulgular: Periodontitisli hastalarda dişetinde CLOCK ve Per3 gen ve protein düzeyleri anlamlı oranda yüksek; CRY1, CRY2, Per1, Per2 ve Rev-Erb-? gen ve protein düzeyleri ise düşük bulunmuştur (p<0.05). İnflamatuar yapılardan IL-1?, IL-6, TNF-?, NF-?B ve IFN-? ile CLOCK ve Per3 arasında pozitif bir korelasyon saptanırken, aynı yapılar ile CRY1, CRY2, Per1, Per2 ve Rev-Erb-? arasında ise negatif bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Periodontitis varlığı, benzer uyku döngüsüne sahip bireylerin dişetindeki sirkadiyen saat gen ve protein ekspresyonunu değiştirerek sirkadiyen ritmi bozabilir. Sirkadiyen saat genleri periodontal hastalıklardaki inflamatuar süreçlerle etkileşimde olabilir. Anahtar Kelimeler: CRY1, İnflamasyon, Sirkadiyen Ritim, Saat Genleri, Periodontitis, Per1Öğe Enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ve konsantre trombositten zengin fibrin (K-TZF)'in dişeti fenotipi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Öğe, Ümmü Gülsüm; Sabancı, Arife; Toy, Vesile ElifAmaç: Dişeti fenotipi, periodontal sağlığı ve farklı disiplinlerdeki tedavi başarısını etkilemekte olup, ince fenotip stabil ve sürdürülebilir tedavi yanıtı açısından risk faktörü olmaktadır. Fenotip modifikasyonu ile dişeti fenotipini artırmaya yönelik birçok uygulama geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ve konsantre trombositten zengin fibrin (K-TZF) uygulamalarının ince dişeti fenotipli bireylerde dişeti kalınlığı (DK) ve keratinize dişeti genişliği (KDG) üzerine etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu randomize kontrollü klinik çalışmaya ince dişeti fenotipine sahip toplam 30 birey dahil edilmiştir. Hastalar rastgele olarak iki gruba ayrılmıştır: E-TZF ve K-TZF. Her iki grupta tüm hastalara VISTA (vestibüler subperiostal tünel yaklaşımı) tekniği uygulanmış, ilk seansta bu prosedüre ek olarak E-TZF veya K-TZF uygulanmıştır. Ardışık üç seansta yalnızca E-TZF ve K-TZF enjeksiyonları yapılmış ve toplam dört seans tedavi yapılmıştır. DK ve KDG ölçümleri başlangıçta, 1. ayda ve 3. ayda gerçekleştirilmiştir. Ayrıca klinik periodontal parametreler (plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), cep derinliği (CD)) değerlendirilmiştir (p<0.05). Bulgular: Her iki grupta da DK ve KDG başlangıca kıyasla 1. ve 3. aylarda anlamlı olarak artmıştır (p<0.001). DK açısından gruplar arası karşılaştırmalarda K-TZF grubunda başlangıç–1. ay (p<0.05) ve başlangıç–3. ay (p<0.05) değişimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. KDG açısından gruplar arasında zamana bağlı değişimler hiçbir zaman diliminde istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p>0.05). Periodontal parametreler her iki grupta da başlangıca kıyasla 1. ve 3. ay değerlerinde anlamlı bir azalma göstermiştir. Sonuç: E-TZF ve K-TZF uygulamaları, ince dişeti fenotipli bireylerde DK ve KDG'de artış sağlamıştır. K-TZF'nin DK artışında E-TZF'ye kıyasla daha fazla artış sağladığı görülmüştür. K-TZF ve E-TZF'nin fenotip modifikasyonunda klinik olarak uygulanabilir otolog biyomateryaller olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enjekte Edilebilir Trombositten Zengin Fibrin, Fenotip Modifikasyonu, Konsantre Trombositten Zengin Fibrin











