Diş Hekimliği Fakültesi Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Farklı teknikler kullanılarak üretilen protez kaidelerinden salınan artık monomer miktarının karşılaştırılması(İnönü Üniversitesi, 2025) Kızıldaş, Emine Aslı; Önügören, Nazik İremAmaç: Bu çalışmanın amacı; farklı teknikler kullanılarak üretilen protez kaide materyallerinde; üretim tekniğinin artık monomer salınımı üzerine etkisini ve artık monomer salınımının zamana bağlı değişimini karşılaştırmaktır. Materyal ve Metot: Geleneksel Yöntem, Enjeksiyon Sistem, CAD/ CAM kazıma ve 3 boyutlu yazıcı olmak üzere 4 farklı üretim tekniği kullanılarak toplam 40 adet (10mm x 3mm) disk şeklinde numuneler hazırlandı. (n=10). Numuneler, in vitro koşullarda, her bir disk örneği ayrı cam tüpler içerisinde, 1 mL yapay tükürük çözeltisinde (pH: 6,8), 37 °C sıcaklıkta bir inkübatörde muhafaza edildi. Ağız ortamını taklit etmek amacıyla, yapay tükürük çözeltisi günlük olarak değiştirildi. Numunelerin farklı zamanlarda saldıkları monomer miktarlarını belirlemek için 1.gün, 2.gün, 3.gün, 7.gün ve 15.günlerde içinde bulundukları yapay tükürük örnekleri alındı. Artık monomer miktarları, Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) kullanılarak analiz edildi. Elde edilen veriler Kruskal-Wallis H ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) testleri ile gerçekleştirildi. Çoklu karşılaştırmalar Tukey ve Tamhane testleri ile gerçekleştirildi. ( p<0,05) Bulgular: Tüm gruplarda artık monomer salınımı zamanla azalma eğilimi gösterdi. En yüksek artık monomer salınımı 1. günde geleneksel yöntem grubunda (22,24± 1,61 ppm) gözlenirken, en düşük değer enjeksiyon sistemi grubunda (20,91± 3,53 ppm) gözlemlendi. 2. günde en yüksek artık monomer salınımı CAD/CAM grubunda (19,77± 1,25 ppm), en düşük artık monomer salınımı ise enjeksiyon sistem grubunda (14,36 ± 1,39 ppm) tespit edildi. 3. günde özellikle enjeksiyon sistem (3,75± 0,26 ppm) ve 3 boyutlu yazıcı (0,39± 0,22 ppm) gruplarında oldukça düşük değerler görüldü. 7. günde ise tüm gruplarda artık monomer salınımı oldukça düşük seviyelere geriledi ve bazı gruplarda tespit düzeyinin altına indi. Sonuç: Artık monomer salınımı ilk 24 saat en yüksek seviyede olup, zamanla azalmıştır. Bu çalışma üretim tekniğinin artık monomer miktarı üzerinde belirleyici bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: 3 Boyutlu Yazıcı, Artık Monomer, CAD/CAM, Enjeksiyon Sistem, HPLCÖğe Genioplastide kullanılan titanyum plaklar ve rezorbe olabilen plakların stabilite ve stres dağılımlarının sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Kozan, Berivan; Sancar, BahadırAmaç: Bu çalışmanın amacı genioplastide titanyum plak ve rezorbe olabilen plakların stabilitelerini ve stres karşısında oluşturdukları tepkileri sonlu elemanlar analizi yöntemiyle kıyaslamak ve rezorbe olabilen plakların genioplastide uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışma kapsamında mandibula modeline 5 mm'lik ilerletme genioplastisi uygulanmış, osteotomi hattı sonrasında üç farklı materyal (titanyum, self reınforced poli- l/dl laktik asit (SR-P(L/DL)LA), hidroksi apatit içerikli poli-l laktik asit (HA-PLLA)) ve iki farklı plak tasarımı (düz plak, genioplasti plağı) kullanılarak toplam altı adet sonlu elemanlar modeli oluşturulmuştur. Model -1'de; Orta hattın sağına ve soluna toplam 2 adet 1mm kalınlıkta 4 delikli titanyum düz plak ve 8 adet 2x7 mm titanyum mini vida ile, Model-2'de; Orta hattın sağına ve soluna toplam 2 adet 1mm kalınlıkta 4 delikli rezorbe olabilen SR-P(L/DL)LA(70/30) düz plak, 8 adet 2x7 mm rezorbe olabilen SRP( L/DL)LA(70/30) mini vida ile, Model-3'de; Orta hattın sağına ve soluna toplam 2 adet 1mm kalınlıkta 4 delikli rezorbe olabilen HA-PLLA düz plak ve 8 adet 2x7 mm rezorbe olabilen HA-PLLA mini vida ile, Model-4'de; 6 delikli 1mm kalınlıkta titanyum genioplasti plağı ve 6 adet 2x7 mm titanyum mini vida ile, Model-5'de; 6 delikli 1mm kalınlıkta rezorbe olabilen SR-P(L/DL)LA(70/30) genioplasti plağı ve 6 adet 2x7 mm rezorbe olabilen SR-P(L/DL)LA(70/30) mini vida ile, Model-6'da; 6 delikli 1mm kalınlıkta rezorbe olabilen HA-PLLA genioplasti plağı ve 6 adet 2x7 mm rezorbe olabilen HA-PLLA mini vida ile segmentlerin fiksasyon işlemini gerçekleştirdik. 3D modelleme Blender yazılımında, meshleme ve analiz işlemleri ise sırasıyla Altair HyperMesh ve Altair OptiStruct programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Modeller üzerinde von Mises stres dağılımları, deplasman değerleri ve gerilme noktaları incelenmiştir. Bulgular: Yapılan analizlerde tüm plak sistemlerinin kemiğe aktardıkları stres ve deplasman miktarları açısından fizyolojik sınırlarda olduğu tespit edilmiştir. En çok deplaman miktarı SR-P(L/DL)LA genioplasti plağında en az deplasman miktarı ise titanyum düz plak modelinde gözlenmiştir. En yüksek von Mises stres değeri titanyum düz plak modelinde en az von Mises stres değeri ise SR-P(L/DL)LA genioplasti plak modelinde gözlenmiştir. En yüksek gerilme ve sıkışma stres değerleri SR-P(L/DL)LA genioplasti plak modelinde izlenmiştir. Plak tasarımı bakımından düz plaklar, daha kontrollü stres dağılımı sağlamış olup genioplasti plaklarınaa göre daha az deplasman değerleri göstermiştir. Sonuç: Bu çalışmada, titanyum plakların yüksek mekanik mukavemet sağladığı ve osteotomi hattında daha düşük deplasman değerleri oluşturduğu belirlenmiştir. Ancak titanyumun rijit yapısı (elastik modülünün yüksek olması), uzun vadede kemikte atrofiye neden olabilir. Rezorbe olabilen plaklar ise elastik modüllerinin kemiğe yakın olması ve zamanla rezorbe olarak yükü kademeli şekilde kemiğe aktarmaları sayesinde daha fizyolojik bir stres dağılımı sağlamaktadır. Bu sistemler arasında HA-PLLA plaklar, SRP( L/DL)LA'ya kıyasla daha düşük stres ve deplasman değerleriyle öne çıkmıştır. Ayrıca düz plak tasarımları, stres dağılımı ve stabilite açısından genioplasti plaklarına göre daha etkilidir. Bu bulgular doğrultusunda, rezorbe olabilen düz plak-vida fiksasyon sistemlerinin, hem biyomekanik uyum hem de fizyolojik stres yönetimi açısından tercih edilmesini önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Genioplasti, Ortognatik cerrahi, Rezorbe olabilen plak, Titanyum plakÖğe Anterior dişlerde hipomineralizasyon veya hipoplaziye sahip çocuklarda rezin infiltrasyon tedavisinin diş hassasiyeti ve hasta-ebeveyn memnuniyeti üzerindeki rolü(İnönü Üniversitesi, 2025) Tıraşçı, Gizem; Duman, SacideAmaç: Gelişimsel mine defektleri, çocuklarda estetik kaygılar ve diş hassasiyeti gibi sorunlara yol açarak ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, anterior dişlerinde hipomineralizasyon veya hipoplazi bulunan çocuk hastalarda rezin infiltrasyon tedavisinin diş hassasiyeti, ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi ve hasta-ebeveyn memnuniyeti üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu prospektif klinik çalışmaya, anterior dişlerinde hipomineralizasyon veya hipoplazi saptanan 7–14 yaş aralığındaki 40 çocuk dahil edilmiştir. Tüm hastalara rezin infiltrasyon tedavisi uygulanmıştır. Diş hassasiyeti işlem öncesi ve sonrası Schiff Soğuk Hava Hassasiyet Skalası (SCASS) ile değerlendirilmiştir. Ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi Çocuklara Yönelik Ağız Sağlığına Bağlı Yaşam Kalitesi Ölçeği (POQL) ölçeği kullanılarak hem çocuk hem ebeveyn formlarından elde edilen toplam ve alt boyut skorları ile değerlendirilmiştir. Tedavi sonrası estetik memnuniyet düzeyi çocuk ve ebeveyn bildirimlerine dayalı olarak kaydedilmiştir. Bulgular: Rezin infiltrasyon tedavisi sonrası SCASS skorlarında anlamlı düzeyde azalma gözlenmiş (işlem öncesi ortalama 2.03; sonrası 0.78; p<0.001), diş hassasiyeti klinik olarak belirgin şekilde azalmıştır. POQL toplam skorlarında anlamlı iyileşme saptanmış (p=0.004); fiziksel işlev (p=0.006), sosyal işlev (p=0.021) ve duygusal işlev (p=0.011) alt boyut skorlarında da istatistiksel olarak anlamlı iyileşme elde edilmiştir. Subjektif değerlendirmelerde, çocukların %45'i diş görüntüsünden "çok mutlu", %30'u "mutlu" olduğunu belirtmiştir. Ebeveynlerin büyük çoğunluğu tedavi sonrası çocuklarının estetik görünümünden ve ağız sağlığından memnuniyet bildirmiştir. Sonuç: Rezin infiltrasyon tedavisi, anterior mine defektlerinin minimal invaziv yönetiminde etkili bir yöntem olup; sadece estetik iyileşme sağlamakla kalmayıp, diş hassasiyetinin azaltılmasına ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesinin artırılmasına da katkı sağlamaktadır. Hem çocuk hem ebeveyn memnuniyeti ile desteklenen bu bulgular, rezin infiltrasyonun biyomekanik ve psikososyal faydalarını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Rezin infiltrasyon, Hipomineralizasyon, Hipoplazi, Diş hassasiyeti, Çocuk, Yaşam kalitesi, POQLÖğe Deneysel mental sinir hasarı oluşturulmuş ratlarda metilkobalamin ve sitikolin tedavisinin sinir dokusu üzerindeki nöroproteksiyonu, sinir rejenerasyonu ve skar oluşumunun değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Demir, Okan; Aral, Cüneyt AsımAmaç: Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan mental sinir hasarında sitikolin ve metilkobalamin tedavisinin tek başına ve kombine kullanımının nöroprotektif etkileri, sinir rejenerasyonu ve immünohistokimyasal belirteçler üzerine etkisi araştırılmıştır. Materyal ve Metot: Sprague Dawley ratlarda mental sinir üzerinde travmatik sinir hasarı modeli oluşturulmuştur. Hayvanlar kontrol, hasar ve tedavi gruplarına ayrılmıştır (sitikolin, metilkobalamin ve kombine tedavi). Deneysel gruplar 7. ve 21. günlerde sakrifiye edilerek histolojik (akson sayısı ve çapı), biyokimyasal (AST, ALT, LDH, kreatinin, BUN) ve hematolojik parametreler ile immünohistokimyasal (Caspase-3, MMP-9, BDNF) belirteçler değerlendirilmiştir. Bulgular: Hasar gruplarında akson sayısı ve çapı anlamlı şekilde azalmışken, kombine tedavi grubunda bu parametreler belirgin artış göstermiştir (p<0.001). Tek ajan tedavilerde düzelme olsa da, kombinasyon tedavisi aksonal rejenerasyonda en güçlü etkiyi sağlamıştır. 7. günde tüm gruplara göre hasar grubunda Caspase-3, MMP-9 ve BDNF düzeyleri yüksektir (p<0.001). Kombine tedavi grubunda hasar grubuna kıyasla Caspase-3 ve MMP-9 düzeylerinde azalma (p<0.01), BDNF'de ise artış gözlenmiştir (p<0.05). 21. günde de benzer şekilde, kombinasyon tedavisi Caspase-3 düzeylerini tüm gruplara göre en düşük (p<0.001) ve aksonal parametreleri en yüksek düzeyde bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: Sitikolin ve metilkobalamin, deneysel mental sinir yaralanmasında tek başına uygulandığında dahi histopatolojik hasarı azaltmış, ancak kombinasyon tedavisi (HCM) akson sayısı ve çapında en belirgin artışı sağlamış ve 21. günde en düşük Caspase-3 düzeylerini ortaya koyarak sinerjik nöroprotektif/nörorejeneratif etki göstermiştir. Kombine tedavi, periferik sinir yaralanmalarının tedavisinde tek ajanlara kıyasla daha üstün bir terapötik potansiyel taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Mental sinir, Sitikolin, Vitamin B12, Nöroproteksiyon, RejenerasyonÖğe Sinyal iletim adaptör proteinlerinin periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması(İnönü Üniversitesi, 2025) Sovukluk, Seda; Aral, KübraAmaç: Sinyal ileten adaptör protein ailesi üyeleri STAP-1 ve STAP-2 kanser, hücre büyümesi ve bağışıklık yanıtı gibi önemli biyolojik süreçlerde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı STAP-1 ve STAP-2 ile regülasyonlarında rol alan STAT3 ve STAT5A proteinlerinin; ayrıca inflamasyon ve apoptoz ile ilişkili NLRP3 ve CASP3 düzeylerinin farklı periodontal duruma sahip bireylerin dişeti, dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük örneklerinde değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Sistemik açıdan sağlıklı 75 katılımcı periodontal sağlıklı (n=25), gingivitis (n=25) ve periodontitis (n=25) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. STAP-1, STAP-2, STAT3, STAT5A, NLRP3 ve CASP3 seviyeleri DOS ve tükürükte ELISA ile incelenmiştir. Sistemik olarak sağlıklı 60 katılımcı ise eşit sayıda ve aynı gruplara ayrılmış ve hastalardan dişeti örnekleri toplanmıştır. Dişetindeki gen ekspresyon seviyeleri ise RT-qPCR analizi ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda STAT3 ve CASP3 DOS toplam miktarlarının arttığı, STAT5A'nın ise azaldığı saptanmıştır (p < 0.05). Periodontitisli hastalarda tükürükte STAT3, CASP3 ve NLRP3 artmış, STAP-1 ve STAT5A ise azalmış olarak bulunmuştur (p < 0.05). STAP-1, STAT3, CASP3 ve NLRP3 dişeti gen ekspresyon seviyeleri periodontitis varlığında yukarı yönlü regüle olurken, STAP-2 ve STAT5A ise aşağı yönlü regüle olmuştur. STAT3 dişeti, DOS ve tükürükte CASP3 ve NLRP3 ile potizif korelasyon göstermiştir. CASP3 ve NLRP3 gen ekspresyonları ile STAP-1 arasında pozitif, STAP-2 ve STAT5A ile negatif korelasyonlar gözlenmiştir (p < 0.05). Sonuç: STAP-1, STAP-2, STAT3 ve STAT5A periodontal hastalık patogenezinde rol oynayabilir. Periodontitisteki STAT3 artışı tükürük, dişeti ve DOS'ta inflamasyon ve apoptoz ile ilişkili olabilir. Anahtar kelimeler: DOS, Periodontal inflamasyon, STAP, STATÖğe Çeşitli anjiyogenez ile ilgili proteinlerin periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması(İnönü Üniversitesi, 2025) Yıldız, Ğemgin; Aral, KübraAmaç: Periodontal hastalık kronik enflamatuar bir durum olup patogenezinde anjiyogenezin rol oynadığı bildirilmiştir. Krüppel-benzeri-faktör-2 (KLF2) anjiyogenezin negatif regülatörüdür. F-box ve WD-tekrar domaini içeren-7 (FBXW7) ise vasküler gelişimde rol oynar. Sigaranın periodontal vaskülariteyi etkilediği ve periodontal hastalık için bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı sigara içen ve içmeyen farklı periodontal duruma sahip bireylerde KLF2 ve FBXW7'nin DOS ve tükürük düzeylerinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmaya 114 sistemik sağlıklı katılımcı (58 kadın ve 56 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılar periodontal sağlıklı (sigara içmeyen [Grup S, n=19] ve sigara içen [Grup S-S, n=19]), gingivitis (sigara içmeyen [Grup G, n=19] ve sigara içen [Grup S-G, n=19]) ve periodontitis (sigara içmeyen [Grup P, n=19] ve sigara içen [Grup S-P, n=19]) olmak üzere 6 gruba ayrılmıştır. Tüm katılımcıların DOS ve tükürükteki VEGF, NF-?B, KLF2 ve FBXW7 seviyeleri ELISA ile incelenmiştir. Sonuçlar toplam miktar ve konsantrasyon olarak hesaplanmıştır. Bulgular: Sigara içmeyen gruplar birbiriyle kıyaslandığında VEGF, NF-?B, KLF2 ve FBXW7'nin DOS toplam miktarı periodontitis grubunda periodontal sağlıklı gruba göre daha yüksek, DOS konsantrasyonları ise daha düşük olarak bulundu (p<0.05). Sigara içen grupların birbiriyle karşılaştırmasında da aynı bulgular gözlendi (p<0.05). Sigara içen periodontal sağlıklı grupta sigara içmeyen periodontal sağlıklı gruba göre DOS FBXW7 konsantrasyonları daha yüksek olarak bulundu (p<0.05). Tükürük KLF2 düzeyi sigara içen periodontal hastalıklı gruplarda içmeyen periodontal hastalıklı gruplara oranla daha yüksek olarak saptandı (p<0.05). Sonuç: KLF2 ve FBXW7 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Sigara kullanımı periodontal hastalığın yokluğunda DOS FBXW7 konsantrasyon seviyelerini artırarak anjiyogenezi etkileyebilir. Periodontal hastalık varlığında sigara kullanımı KLF2 tükürük seviyelerini yükselterek anjiyogenezi değiştirebilir. Anahtar Kelimeler: Sigara; Anjiyogenez; VEGF; NF-?B; KLF2; FBXW7Öğe Periodontal hastalığın patogenezinde mitokondri-endoplazmik retikulum kontakt proteinlerinin incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Doğan, Ekin Ezgi; Aral, Cüneyt AsımAmaç: Mitokondri ile endoplazmik retikulum arasındaki kontakt (MERK) kalsiyum sinyalizasyonu ve apoptozun düzenlenmesi gibi birçok önemli olayda görev alır. Bu çalışmanın amacı MERK proteinleri VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC'ın farklı periodontal duruma sahip bireylerde DOS, tükürük ve dişeti düzeylerini araştırmaktır. Aynı zamanda ROS, Ca ve CASP3 düzeylerini de inceleyerek MERK proteinlerin apoptoz, kalsiyum metabolizması ve oksidatif stres ile ilişkisini de araştırmaktır. Materyal ve Metot: Sistemik açıdan sağlıklı 48 birey periodontal durumlarına göre (periodontal sağlıklı (n=16), gingivitis (n=16) ve periodontitis (n=16)) 3 gruba ayrılmıştır. MERK ile ilişkili yapılardan VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC ile inflamasyon ile ilişkili yapılar CASP3, kalsiyum ve ROS'un tükürük ve DOS düzeyleri ELISA ile incelenmiştir. Gen ekspresyon analizleri için ise 60 adet farklı katılımcı eşit sayıda ve aynı periodontal hastalık gruplarına ayrılmış ve gen ekspresyon düzeyleri dişeti örneklerinde RT-qPCR ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda VAPB, GRP75, VDAC, CASP3 ve ROS DOS toplam miktarı artmışken PTPIP51 toplam miktarı azalmış olarak bulundu (p<0.05). VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75, VDAC, CASP3, Ca ve ROS DOS konsantrasyonlarının ise periodontitisli hastalarda azaldığı saptandı (p<0.05). Dişetinde ise perioodontitisin varlığının PTPIP51, IP3R, GRP75, CASP3, ROS ve ATP2B1 gen ekspresyon seviyelerini yukarı yönlü regüle ettiği, VAPB ve VDAC gen ekspresyon seviyelerini ise aşağı yönlü regüle ettiği saptandı (p<0.05). CASP3, Ca ve ROS ile PTPIP51 arasında negatif ve GRP75 ile de pozitif korelasyon gözlendi (p<0.05). Sonuç: MERK proteinleri VAPB, GRP75, VDAC ve PTPIP51 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Periodontal hastalığın patogenezinde apoptoz, oksidatif stres ve kalsiyum mekanizması ile PTPIP51 ve GRP75 proteinleri ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: MERK, Periodontitis, Gingivitis, Mitokondri, ERÖğe Periodontal hastalığın patogenezinde Hippo sinyal yolağı proteinlerinin rolünün incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Akalın, Beyhan Şaduman; Aral, Cüneyt AsımAmaç: Hippo sinyal yolağı hücre farklılaşması ve ölümü gibi birçok önemli olayda görev almaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı periodontal duruma sahip olan bireylerin dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve dişeti dokusunda Hippo sinyal yolağı proteinlerinden YAP, TAZ, MST1, TEAD, MAP4K4 ve LATS1 ve apoptoz ile ilişki BCL-2 ve kemik metabolizması ile ilişkili ALP'nin seviyelerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Sistemik olarak sağlıklı 75 katılımcı periodontal sağlıklı (n=25), gingivitis (n=25) ve evre 3 derece B periodontitis (n=25) olmak üzere 3 gruba ayrılmış ve DOS örnekleri toplanmıştır. Sistemik olarak sağlıklı 60 katılımcı ise eşit sayıda ve aynı periodontal sınıflamalarla ayrılmış, hastalardan dişeti dokusu toplanmıştır. YAP, TAZ, MST1, LATS1, MAP4K4, TEAD, ALP ve BCL-2 seviyeleri DOS'ta ELISA ile dişetindeki gen ekspresyon seviyeleri ise RT-qPCR analizi ile belirlenmiştir. Bulgular: YAP ve TEAD DOS total miktarı ile YAP, TAZ, MST1, TEAD, LATS1, MAP4K4, ALP ve BCL-2 DOS konsantrasyonları periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre azalmış, ALP DOS total miktarı ise artmış olarak bulunmuştur (p<0.05) Periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre YAP ve TAZ'ın gen ekspresyonunun aşağı yönde regüle olduğu gözlenirken, TEAD, MST1, LATS1, MAP4K4, ALP ve BCL-2'nin ise yukarı yönlü regüle olduğu saptanmıştır (p<0.05). YAP ve TAZ gen ekspresyonu ile ALP arasında pozitif bir korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Hippo sinyal yolağı ile ilişkili yapılar DOS ve dişetinde farklı etkiler göstererek periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Anahtar kelimeler: Hippo sinyal yolağı, ALP, BCL-2, periodontal inflamasyon, DOSÖğe Karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda diş çürüklerinin masseter kası ve çiğneme fonksiyonları üzerine etkisi(İnönü Üniversitesi, 2025) Özdemir, Ecem; Duruk, GülsümAmaç: Diş çürüğü, çiğneme fonksiyonunun azalmasına, asimetrik çiğneme kası aktivitesine, kasların ve sert dokuların büyümesinde tutarsızlıklara neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı çiğneme kasları, çiğneme performansı ve diş çürükleri arasındaki ilişkiyi aydınlatmak ve oral rehabilitasyonun sağlanmasının ardından meydana gelen değişiklikleri sunmaktır. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran, 6-10 yaş grubunda (Ort±SS:7.86±1.02) 16 kız (%53.3), 14 erkek (%46.7) toplam 30 hastanın çiğneme performansı iki renkli sakız karıştırma testi ve Karaduman Çiğneme Performansı Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Ardından Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda ultrasonografi ile masseter kaslarının kalınlıkları ve elastikiyet indeksi ölçülmüştür. Hastaların dental tedavileri tamamlanmış, 6 ay sonrasında tüm testler ve ölçümler tekrarlanmıştır. Bulgular: İki renkli sakız karıştırma testi sonrası oluşan bolus skoru, masseter kasının kalınlığı ve elastikiyet indeksi oral rehabilitasyonun ardından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış; VOH değeri ve KÇPS seviyeleri ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmıştır (p<0.05). Çeneler ve cinsiyetler ile çiğneme performansı ve masseter kası parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Artan diş kayıpları ile VOH değeri, masseter kası kalınlığı ve elastikiyet indeksi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). PUFA skoru ile KÇPS arasında anlamlı pozitif bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Çalışmamız diş kayıplarının çiğneme performansını, masseter kası kalınlığını ve elastisitesini azaltabileceğini, oral rehabilitasyonun kaybolan fonksiyonların geri kazandırılması için oldukça önemli bir adım olduğunu ortaya koymuştur. Ancak çiğneme ve kas fonksiyonları birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Bu nedenle farklı parametrenin de kaydedildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çiğneme Performansı, Diş Çürüğü, Masseter Kası, Oral Rehabilitasyon, UltrasonografiÖğe Farklı dik yön boyutlarına sahip bireylerde interradikular alandaki kemik yoğunluğunun fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmesi.(İnönü Üniversitesi, 2024) Amıraslanlı, Mehman; Özden, SametAmaç: Bu çalışmanın amacı, farklı dik yön büyüme paternine sahip bireylerde ortodontik mini vida uygulamaları için önemli olan interradiküler, infrazigomatik krest (IZC) ve mandibular bukkal shelf (MBS) bölgelerinde kortikal ve trabeküler kemik yoğunluğu ile kemik kalınlıklarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Materyal ve metot: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, Sınıf I iskeletsel ilişkiye sahip hipodiverjan (n=30), normodiverjan (n=30) ve hiperdiverjan (n=30) toplam 90 bireyin KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Maksilla ve mandibulada interradiküler bölgelerde, IZC ve MBS alanlarında kortikal kemik kalınlığı, trabeküler kemik kalınlığı, total alveolar kemik kalınlığı ölçülmüştür. Ayrıca bu bölgelerde kortikal kemik yoğunluğu Hounsfield Unit (HU) ve trabeküler kemik yoğunluğu fraktal analiz (FA) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Hipodiverjan bireylerde kortikal kemik kalınlığı ve yoğunluğu diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. IZC bölgesinde, MBS 16 DB bölgesi MBS 16 MB bölgesine göre daha kalın kortikal kemik yapısı göstermiştir. MBS bölgesinde distal bölgedeki kortikal kemik kalınlığı, mezial bölgeye göre daha yüksek değerler sergilemiştir. Tüm gruplarda posterior bölgelerden anterior bölgelere doğru gidildikçe trabeküler kemik ve total alveolar kemik kalınlıklarında anlamlı azalma gözlenmiştir. Hiperdiverjan bireylerde hem kortikal kemik kalınlığı hem de yoğunluğu diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç: Mini vida uygulamaları için en uygun hasta grubu hipodiverjan bireyler olarak değerlendirilmiştir. Posterior bölgeler, özellikle mandibulada 46-47 ve 45-46 bölgeleri, yüksek kortikal kemik kalınlığı nedeniyle mini vida uygulamaları için ideal bölgeler olarak belirlenmiştir. Hiperdiverjan bireylerde ise kortikal kemik kalınlığı ve yoğunluğunun düşük olması nedeniyle mini vida uygulamalarında daha dikkatli olunması ve gerekli önlemlerin alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mini vida, Kortikal kemik kalınlığı, Fraktal analiz, Hounsfield ünitesi, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiÖğe Enfekte süt molar dişlerin lezyon sterilizasyonu ve doku tamiri tedavisinde farklı antibiyotik kombinasyonlarının kullanımının klinik ve radyografik başarısının değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Culfa, Rüveyda Nur; Demir, PınarAmaç: "Lezyon sterilizasyonu ve doku tamiri" (LSDT), birçok klinik çalışmada ümit verici sonuçlar elde etmiş, enstrümantasyonsuz endodontik tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı farklı antibiyotik kombinasyonlarının LSDT tedavisinde kullanılması sonucu klinik ve radyografik başarılarının değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran, 4-10 yaş arası toplamda 43 çocuk hastanın geri dönüşümsüz pulpa iltihabı veya nekroz belirtileri gösteren 50 alt süt molar dişine LSDT tedavisi uygulanmıştır. Hastalar 1, 3, 6, 9 ve 12 ay sonra takip randevularına çağırılarak klinik ve radyografik olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: 3Mix-MP ve Alternatif 3Mix-MP karışımlarıyla yapılan LSDT tedavisi sonrası 12. ay takiplerinde klinik, radyografik ve genel başarıları değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. (p=1.000, p=0.612, p=1.000) 3Mix-MP grubunun klinik, radyografik ve genel başarısının takip sürelerine göre karşılaştırması yapıldığında anlamlı bir şekilde düşüş görülmüştür. (p=0.029, p=0.003, p=0.019) 12. ay takip randevularında süt 1. molar dişlerin, süt 2. molar dişlere kıyasla daha başarısız olduğu görülmüştür. Bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0.011) Elde edilen verilere göre takip süresi boyunca LSDT tedavisinde klinik başarı (%90), radyografik başarıya (%74) oranla yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda LSDT tedavisinin başarılı bir vital olmayan pulpa tedavi yöntemi olduğu görülmüştür. Bu tedavide yaygın olarak kullanılan 3Mix-MP karışımı ve minosiklin yerine klindamisin tercih edilerek oluşturulan Alternatif 3Mix-MP karışımı karşılaştırıldığında benzer şekilde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, bu alternatif ilaç karışımının LSDT tedavisinde güvenle kullanılabileceğini göstermektedir.Öğe Total dişsiz hastalarda implant destekli overdenture protetik tedavisi sonrası mandibuladaki kemik değişikliklerinin fraktal analizi ile değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Şimşek, Mehmet Sait; Alan, HilalAmaç: Tüm dişlerin kaybedilmesiyle beraber çiğneme kaslarının tonusu ve kas kütlesinde kayıplar meydana gelir, ısırma kuvveti azalır ve etkili bir çiğneme sağlanamaz. Total dişsizliğe sahip hastalar geleneksel total protezlerle tedavi edilse de, yeterli retansiyon ve stabiliteye sahip olmayan bu protezler etkili bir çiğneme sağlayamaz. Azalan çiğneme kuvvetiyle beraber, hastaların mandibulaya gelen fonksiyonel kuvvetleri azalır. İmplant üstü hareketli protez ile rehabilite edilen hastaların artan stabilite ve retansiyon sayesinde ısırma kuvvetleri ve çiğneme fonksiyonları artış gösterir. Kemiksel yapılar fonksiyonel kuvvetler ve mekanik ortamla harmoni içindedir. Bu nedenle, total dişsiz hastalarda mandibuladaki kemiksel yapıların mikro değişimi muhtemeldir. Çalışmamızın amacı, total protez kullanan alt ve üst çene tam dişsiz hastaların, mandibulaya yerleştirilen iki implant destekli overdenture protetik tedavisi sonrası mandibuladaki kemik değişikliklerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Geleneksel total protez kullanmış, iki implant destekli overdenture protez ile tedavi edilen 27 hasta çalışmamızda yer aldı. Hastaların geleneksel total protez kullandıkları sıradaki radyogramları kontrol grubunu (n=27), iki implant destekli overdenture tedavisinden 4 yıl (±1 ay) sonraki radyogramları çalışma grubunu (n=27) oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak tedavi öncesi ve sonrası kontrol veya rutin muayane ile elde edilen panoramik radyogramlarında her hastada sağ ve sol tarafta simetrik olarak seçilen ilgili alanlar (ROI-Region of Interest), mandibular kondil (ROI-1), angulus (ROI-2) ve mental foramenin anterioru (ROI-3) olmak üzere her bir tarafta 3 ROI 45x45 piksel boyutunda seçildi ve trabeküler kemik karmaşıklığı fraktal analiz yöntemi kullanılarak ölçüldü. Toplanan veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre iki implant destekli overdenture protez kullanan hastaların seçilen ROI-1, ROI-2, ROI-3 fraktal boyut ölçümleri incelendiğinde kontrol ve çalışma grubu ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,001). Sağ ve sol bölgeler arasında; ROI-1, ROI-2 ve ROI-3 fraktal boyut ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p=0,814), (p=0,654), (p=0,296). Sonuçlar: Elde ettiğimiz sonuçlar bize implant destekli overdenture protez kullanımının total protez kullanımına kıyasla mandibulada çeşitli bölgelerde daha kompleks trabeküler kemik yapıları meydana getirdiğini göstermektedir.Öğe Kronik periodontitisli hastalarda cerrahi olmayan periodontal tedaviye destek olarak probiyotik kulllanımının klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal parametrelere etkisinin değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Şahin, Ayşenur; Sabancı, ArifeAmaç: Periodontitis, dişleri destekleyen dokuların yıkımını uyaran bakterilerin neden olduğu inflamatuar bir hastalıktır. Probiyotiklerin, periodontopatojenlerin kolonizasyonunu önlediği ve inflamatuar bulguları azalttığı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı evre 3 periodontitis hastalarında DYT+KYD'ye destek olarak S. salivarius K12 probiyotik tablet kullanımının klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji kliniğine başvuran sistemik olarak sağlıklı, evre 3 periodontitis 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar test (DYT+KYD+Probiyotik) ve kontrol (DYT+KYD) grubu olarak ikiye ayrıldı. Başlangıç, 1. ay ve 3. ayda klinik (Pİ, Gİ, SK, SD, KAS), mikrobiyolojik (A. actinomycetemcomitans, P. gingivalis, T. forsythia, T. denticola, P. intermedia ve F. nucleatum) ve biyokimyasal (IL-6, IL-8, IL-10) ölçümler yapıldı. Elde edilen mikrobiyolojik ve biyokimyasal örnekler İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda analiz edildi. Bulgular: Klinik parametreler, her iki grupta da tedaviden sonraki 1. ve 3. aylarda anlamlı şekilde iyileşmiştir. 3. ayda, test grubunda P. gingivalis ve T. denticola seviyeleri anlamlı şekilde azalırken, F. nucleatum, A. actinomycetemcomitans ve P. intermedia seviyeleri her iki grupta da değişmeden kalmıştır. IL-6 ve IL-8 total seviyeleri her iki grupta da anlamlı şekilde azalırken, IL-6 ve IL-8 total miktarı 1. ay ve 3. ayda; IL-6 ve IL-8 konsantrasyonu ise 1. ayda test grubunda kontrol grubuna kıyasla daha düşük bulunmuştur. Başlangıca göre IL-10 total miktarı (1. ay ve 3. ay) ve konsantrasyonu (1. ay) iki grupta anlamlı düzeyde artmıştır. Sonuç: S. salivarius K12 içeren tabletlerin, DYT+KYD'ye destek kullanımı periodontitisin klinik ve inflamatuar sonuçlarını iyileştirmede ve patojen mikroorganizmaların yeniden kolonizasyonunu yavaşlatmada yararlı bir adjuvan ajan olabilir. Anahtar kelimeler: Mikrobiyoloji, Periodontitis, Probiyotik, SitokinÖğe Sagittal split ramus osteotomisinde gömülü 20 yaş dişlerinin kötü kırık üzerine etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Derin, Ahmet Faruk; Alan, HilalAmaç: Sagittal split ramus osteotomisi (SSRO), dentofasiyal deformitelerin tedavisinde en sık kullanılan mandibular osteotomi tekniğidir. Kötü kırıklar, bu cerrahi teknikle ilişkili en sık görülen komplikasyonlardandır. Bu çalışmanın amacı; farklı pozisyonlarda bulunan gömülü yirmi yaş dişlerinin SSRO sırasında proksimal ve distal segment üzerindeki stres dağılım alanlarına etkisini sonlu elemanlar analizi ile değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Sonlu elemanlar stres analizi yöntemi kullanılarak gömülü 3. molar (3M) diş bulundurmayan kontrol modeli ile gömülü 3M dişin uzun aksının, ikinci molar dişin uzun aksına göre farklı açısal pozisyonlarda olduğu mezioangular, vertikal, distoangular ve horizontal olmak üzere toplamda 5 farklı model oluşturuldu. SSRO uygulanan modellerde sagittal osteotomi hattına yerleştirilen spreader aletinin çalışma prensibi simüle edilip kesi bölgesinden proksimal ve distal segmentlere ters yönde 20N değerinde kuvvet uygulandı. Uygulanan kuvvetin proksimal ve distal segmentlerde oluşturduğu stres değerlerinin dağılımına bakılarak segmentlerde kötü kırık oluşturma riski üzerine olan etkisi incelendi. Bulgular: Proksimal segmentin bukkalinde oluşan en yüksek stres değerleri distoangular modelde görülürken, distal segmentin lingualinde oluşan en yüksek stres değerleri horizontal modelde görüldü. Tüm modeller üzerinde oluşan von Mises, Pmax ve Pmin stres değerleri incelendiğinde, streslerin en fazla proksimal segmentin bukkalinde oluştuğu görüldü. Sonuç: SSRO sırasında horizontal pozisyondaki gömülü dişler, distal segmentteki stres değerlerini artırarak kötü kırık oluşmasında bir risk faktörü olarak değerlendirilebilir. Tüm modellerde proksimal segmentin bukkalinde daha yüksek stres gözlenmiştir. Bulgular, SSRO öncesi 3M dişlerin bireysel değerlendirilmesinin klinik açıdan önemli olduğunu göstermektedir.Öğe Ratlarda kronik böbrek yetmezliği durumunda dental pulpadaki kalsifikasyonun mikro bilgisayarlı tomografi ve histopatolojik yöntemlerle incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Topcu, Tarık; Şimşek, NeslihanAmaç: Bu çalışma ile kronik böbrek yetmezliğinin diş ve kemik dokularında kalsifikasyona etkisinin olup olmadığını ve sürece bağlı olarak bu etkinin ne ölçüde gerçekleştiğini mikro bilgisayarlı tomografi ve histolojik analizler yardımıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Çalışmamızda erkek yetişkin wistar albino ırkı 3 aylık erişkin ratlar kullanılmıştır. Proje için 3 sağlıklı kontrol grubu ve böbrek yetmezliğinin gelişiminden sonra geçen zamana göre 3 kronik böbrek yetmezliği grubu olmak üzere 6 grup oluşturulmuştur. Hayvanlarda böbrek yetmezliği oluşturabilmek için 80 mg/kg adenin, taşıt çözücü olarak kullanılan %1'lik karboksi metil selülozda çözünerek 28 gün boyunca her gün günde tek sefer orogastrik gavaj yoluyla per os uygulanmıştır. Bu süreçte kontrol gruplarına taşıt çözücü olarak kullanılan %1 karboksi metil selüloz verilmiştir. Hayvanlar bulundukları gruba göre böbrek yetmezliğinin üzerinden geçen 1. 20. ve 40. günlerde 1.2 g/kg intraperitoneal etil karbamat türevi üretan anestezisi yardımıyla sakrifiye edilmişlerdir. Hayvanların alt çenelerinden molar dişleri içerecek şekilde kemik blokları edilmiştir. Elde edilen bloklar mikro bilgisayarlı tomografi yardımıyla dentin ve kemik yoğunluğu açısından incelenmiştir. Daha sonra histolojik inceleme için kemik bloklar kimyasal dekalsifikasyon işlemine alınmıştır. Dekalsifiye dokulardan hazırlanan histolojik kesitlerde diş pulpa alanları mikroskop ve görüntü analiz sistemi ile ölçülmüştür. Ayrıca pulpa alanlarındaki histolojik yapı ve histokimyasal değişiklikler değerlendirilmiştir. Bulgular: Kemik ve dentin yoğunluğu açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Histolojik incelemelerde deney gruplarında kontrol gruplarına göre pulpa çapı diş çapına göre daha düşük bulunmuştur. Osteopontin, bone sialoprotein, dentin matriks protein ve tip 1 kollajen ölçümlerinde ise tüm deney gruplarında kontrol gruplarına göre daha yüksk değerler elde edilmiştir. Sonuçlar: Kronik böbrek yetmezliği dentin ve kemik yoğunluğuna planlanan deney süresince etki etmezken, pulpa çapında daralmaya neden olabilir. Ayrıca sert doku yapım süreci ile ilişkili proteinler kronik böbrek yetmezliğinde artma eğilimindedir.Öğe Tek taraflı maksiller sinüs hipoplazisinin temporomandibular eklem morfolojisi üzerine etkisinin incelenmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Özemre, Begüm; Duman, Şuayip BurakAmaç: Bu çalışmada, tek taraflı maksiller sinüs hipoplazisine sahip bireylerde, bu durumun temporomandibular eklem morfolojisi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Maksiller sinüs hipoplazisi, genellikle asemptomatik olup, tesadüfi olarak saptanan bir durumdur. Temporomandibular eklem, çiğneme, konuşma ve yutkunma gibi temel fonksiyonlarda önemli rol oynayan bir eklemdir. Maksiller sinüs hipoplazisinin, TME yapısı üzerindeki olası morfolojik değişikliklerini anlamak, klinik ve radyolojik değerlendirmeler açısından önem arz etmektedir. Materyal ve Metot: Çalışmada, İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi arşivinden retrospektif olarak elde edilen 77 hastaya ait görüntüler incelenmiştir. Çalışmaya unilateral maksiller sinüs hipoplazisi bulunan 18 yaş üstü hastalar dahil edilmiştir. Radyografik değerlendirmelerde, kondil boyutları, eklem aralıkları, artiküler eminens eğimleri, glenoid fossa çatı kalınlığı, ramus uzunluğu ve kondil şekli parametreleri analiz edilmiştir. Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, normal maksiller sinüse sahip taraf ile hipoplazik maksiller sinüse sahip taraf arasında kondil boyutları, eklem aralıkları, artiküler eminens eğimleri, glenoid fossa çatı kalınlığı, ramus, uzunluğu ve kondil şekli açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: Çalışma bulguları, unilateral maksiller sinüs hipoplazisinin temporomandibular eklem morfolojisi üzerinde belirgin bir yapısal değişiklik oluşturmadığını göstermektedir. Daha geniş hasta grupları ile yapılacak ileri çalışmalar, bu ilişkinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, maksiller sinüs hipoplazisi, temporomandibular eklem.Öğe İki mini vida ve dört mini vida destekli hızlı üst çene genişletme apareylerinin iskeletsel ve dental etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Erdil, Beril; Özden, SametAmaç: Bu çalışmanın amacı iki mini vida ve dört mini vida destekli hızlı üst çene genişletmesi (MARPE) uygulanan genç erişkin hastalardaki iskeletsel, dentoalveolar ve dental etkilerin KIBT verileri üzerinden retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmanın materyali, İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda MARPE tedavisi uygulanmış hastaların arşiv kayıtlarının retrospektif olarak taranmasıyla elde edilmiştir. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 30 birey eşit olarak 2 gruba (iki mini vida destekli MARPE - dört mini vida destekli MARPE) ayrılmıştır. İskeletsel, dentoalveolar ve dental parametreler aynı yazılım programında (3D Slicer 5.7.0, Boston, MA, ABD) değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada her iki grupta iskeletsel, dentoalveolar ve dental düzeyde anlamlı değişiklikler gözlenmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda tüm iskeletsel parametrelerde anlamlı artış saptanmıştır (p<0,001). Dentoalveolar düzeyde posterior bölgelerde belirgin transversal genişleme ve bukkal kemik kalınlığında azalma görülmüştür. Dental düzeyde transversal genişleme ve inklinasyon ölçümlerinde anlamlı değişiklikler izlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, dört mini vida destekli MARPE grubunda J sağ-sol, NG, NT, PT, posterior palatal genişlik, ANS ve PNS artışları ile BMG, PMG, CF, P1–F, P2–F ve Cc ölçümlerinde istatistiksel olarak daha fazla artış belirlenmiştir (p<0,05) Sonuç: MARPE tedavisi, genç erişkinlerde anlamlı transversal genişleme sağlamıştır. Dört mini vida destekli grupta anterior ve posterior bölgelerde daha fazla iskeletsel genişleme elde edilmesi, vida sayısının genişleme miktarı ve açılma paternini etkilediğini göstermiştir. Ayrıca bukkal kortikal kemik kalınlığında azalma, alveolar kret yüksekliğinde artış görülmüştür. Dental inklinasyon değişimleri dentoalveolar devrilmeyi göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Hızlı Üst Çene Genişletme, KIBT, MARPE, Mini VidaÖğe Unilateral dudak damak yarıklı hastalarda mandibular kemiğin radyomorfometrik o¨lçümler ve fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2025) Topaloğlu, Eda Nur; Dedeoğlu, NumanAmaç: Bu çalışmanın amacı, unilateral dudak damak yarıklı (UDDY) bireylerde mandibular kemiğin radyomorfometrik ölçümler ve fraktal analiz (FA) yöntemiyle değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmaya, UDDY'li bireyler ile sağlıklı kontrol grubundan oluşan toplam 100 birey dahil edilmiştir. Katılımcılar, 18 yaş altı ve 18 yaş üstü olmak üzere iki yaş grubuna ayrılmıştır (her alt grup için n = 25). UDDY grubundaki bireyler ayrıca yarık taraf (YT) ve yarık olmayan taraf (YOT) olarak alt gruplara ayrılarak kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. UDDY ve kontrol grubu bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ve panoramik radyografi görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Radyomorfometrik ölçümler KIBT görüntüleri üzerinden gerçekleştirilirken, fraktal analiz hem KIBT hem de panoramik görüntüler kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Radyomorfometrik ölçümler açısından, yaş gruplarına göre UDDY ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. FA analizinde ise, 18 yaş altı UDDY grubunda kondil bölgesine ait fraktal boyut (FB) değerleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (KIBT: p=0.001; panoramik: p=0.002). Angulus ve molar bölgelerde anlamlı bir fark saptanmamıştır. 18 yaş üstü grupta ise yalnızca panoramik görüntülerle yapılan analizde, molar bölgede YT grubunun FB değeri kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur (p=0.016). Sonuç: Radyomorfometrik ölçümler, UDDY'li bireylerde mandibular kemik yapısında belirgin bir farklılık ortaya koymamıştır. Ancak, fraktal analiz yöntemi ile 18 yaş altı bireylerin kondil bölgesinde ve 18 yaş üstü bireylerin molar bölgesinde kontrol grubuna kıyasla fraktal boyut değerlerinde azalma gözlenmiştir. Bu bulgular, FA yönteminin UDDY'li bireylerde mandibular kemik yapısını değerlendirmede faydalı bir araç olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Unilateral dudak damak yarığı, Mandibula, Panoramik radyografi, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, Radyomorfometrik ölçümler, Fraktal analizÖğe Hareketli ve sabit fonksiyonel aparey tedavilerinin mandibular kemikteki etkilerinin fraktal analiz yöntemi ile değerlendirilmesi(İnönü Üniversitesi, 2024) Öner, Mahmut Ayhan; Özden, SametAmaç: Bu çalışmanın amacı, pubertal dönemde olan iskeletsel sınıf II maloklüzyonlu hastaların, hareketli ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi sonrasında mandibular trabeküler kemikte meydana gelen değişiklikleri panoramik ve lateral sefalometrik radyografiler kullanılarak Fraktal Analiz (FA) yöntemi ile değerlendirmektir. Materyal Metot: İskeletsel sınıf II maloklüzyonu olan, normodiverjan dik yön paternine sahip, pubertal atılım döneminde olan 120 bireyin panaromik ve sefalometrik görüntüleri 4 gruba ayrılmıştır. Çalışma grupları Monoblok apareyi, Twinblok apareyi ve Herbst apareyi ile tedavi gören 30'ar hasta olacak şekilde 3 ayrı tedavi grubundan oluşmaktadır. Kontrol grubu ise tedavi görmemiş 30 bireyden oluşmaktadır. Tüm bireylerde fonksiyonel tedavi sonrası mandibulanın kondil, angulus, korpus ve simfizis bölgelerinde oluşabilecek değişiklikler FA yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular: Tedavi gruplarında yer alan tüm bireylerin kondil, korpus ve simfizis bölgelerinin fraktal boyut (FB) değerlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0,05). Tüm tedavi gruplarının angulus bölgesi FB değerlerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir artış tespit edilmiştir (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan bireylerin tedavi başı ve sonu FB değerlerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Pubertal dönemde uygulanan sabit ve hareketli fonksiyonel aparey tedavileri mandibulanın kondil bölgesinin yeniden şekillenmesini ve böylelikle daha ileri bir pozisyonda konumlanmasını sağlamaktadır. Bununla beraber mandibulanın konumundan etkilenen masseter kasının liflerinin olduğu angulus bölgesinde rezorpsiyona dirençli bir alan olduğu gözlenmiştir. Hareketli aparey tedavilerinde, posterior dişlerin bölgedeki akrilik kütle ve bu bölgedeki dişlerin ekstrüzyonu için uygulanan selektif mölleme işlemine bağlı, mandibulanın korpus bölgesindeki trabeküler kemik yoğunluğunda azalma meydana gelmiştir. Hareketli ve sabit fonksiyonel tedavilerinin bir yan etkisi olarak gözlemlenen alt keser açılarındaki artışın, keser köklerinin bukkalinde yer alan trabeküler kemik yoğunluğunda azalmaya neden olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel Apareyler, Fraktal analiz, Trabeküler Kemik, Panoramik Radyografi, Sefalometrik Radyografi.Öğe Dental travma sonrası daimi dişlerde kron kırıklarının modifiye eden baysal dental travma indeksi ile değerlendirilmesi ve tedavilerinin klinik takibi(İnönü Üniversitesi, 2025) Aydan, Tuba; Duman, SacideDental Travma Sonrası Daimi Dişlerde Kron Kırıklarının Modifiye Eden Baysal Dental Travma İndeksi ile Değerlendirilmesi ve Tedavilerinin Klinik Takibi Amaç: Travmatik dental yaralanmaların (TDY) sınıflandırılması; tedavi protokollerinin ve uzun dönem takibin bilimsel temellere dayanması, başarılı klinik sonuçlar alınması açısından kritik önem taşımaktadır. Bu tez araştırmasında kron kırığı şikayetiyle başvuran TDY hastalarının Modifiye Eden Baysal Dental Travma İndeksi (MEBDTİ) kullanılarak sistematik sınıflandırılması, uygun tedavilerinin yapılması ve tedavilerinin takip edilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Pedodonti Anabilim Dalına kron kırığı şikayetiyle başvuran 6- 14 yaş arası çocuk hastalar çalışmaya dahil edildi. Ebeveynlerin sosyodemografik, çocukların tıbbi, dental ve travma bilgileri kaydedildi. Yaralanmanın sınıflandırılması için MEBDTİ'yi içeren travma kayıt formu kullanıldı. Kron kırıklarının tedavileri tamamlandıktan sonra 1 yıllık tedavi takipleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza 73 hastanın 102 daimi dişi dahil edilmiştir. Kron kırığının en sık görülme nedeni %64.4 oranla düşme, en sık etkilenen diş ise %98 oranla maksiller orta kesici diş olarak elde edilmiştir. Komplike kron kırığı görülen 27 dişin 18'ine (%66.7) cvek amputasyon, 5'ine (%18.5) endodontik tedavi, 4'üne (%14.8) direkt pulpa kuafajı uygulanmıştır. Komplike olmayan kron kırığı görülen 57 dişin 54'üne (%94.7) kompozit restorasyon, 3'üne (%5.3) indirekt pulpa kuafajı uygulanmıştır. Kırık tipi ile tedavi tipi arasında anlamlı ilişki elde edilmiştir (p<0.001). Sonuç: TDY'lerin MEBDTİ kullanılarak sistematik şekilde sınıflandırılması sayesinde, uygun tedavi yaklaşımları belirlenmiş; özellikle komplike kırıklarda cvek amputasyonu, komplike olmayan kırıklarda ise kompozit restorasyonun tercih edildiği ve başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Dental Travma, Kron Kırığı, Modifiye Eden Baysal Dental Travma İndeksi











