Laik hegemonyanın inşa sürecinden İslamcı hegemonyanın inşasına Türkiye'nin dönüşen siyaseti: Gramscian bir analiz

Küçük Resim Yok

Tarih

2025

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

İnönü Üniversitesi

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

Türkiye siyasi tarihinin seyrini laik ve İslamcı oluşumlar arasındaki mücadele üzerinden okumak mümkündür. Osmanlı modernleşmesi döneminde batıcılar ile gelenekselciler arasındaki çatışmacı ilişki Cumhuriyet döneminde laikler ve İslamcılar arasında devam etmiştir. Laikler ve İslamcılar arasındaki bu çatışmacı ilişki yakın dönem Türkiye siyasetinin şekillenmesinde de etkili bir rol oynamıştır. Laikler ile İslamcılar arasındaki ayrışma din-devlet-siyaset ilişkisinde "dinin konumunun ne olması gerektiği" meselesi üzerinden gerçekleşmiştir. Din üzerinden gerçekleşen bu ayrışma 1980'lere kadar genel olarak kültürel bir boyuta sahipken, 1980 sonrası dönemde ekonomik boyutu da içine almaya başlamıştır. Türkiye siyasetini laik hegemonya ile İslamcı hegemonya arasındaki mücadele ekseninde analiz eden ve laik ve İslamcı oluşumların mücadelesinin Türkiye'ye etkisini karşılaştırmalı bir yöntemle ele alan bu tez, Gramsci'nin hegemonya yaklaşımını esas alan almaktadır. Tez, daha çok teorik bir çalışma olsa da liderlerin konuşma ve demeçleri doküman analizine tabi tutulduğundan nitel bir boyuta da sahiptir. Tezde 1923-2011 yılları arası dönem Türkiye siyasetinde laik hegemonyanın egemen olduğu dönem olarak belirlenirken, 2011 sonrası dönem ise İslamcı hegemonyanın hâkim olduğu dönem olarak belirlenmiştir. Çalışmada Türkiye siyaseti, ideolojik, kültürel ve ekonomik etkenler üzerinden analiz edilmiş; 1980 sonrasında ortaya çıkan farklı toplumsal gruplar ve kimlikler ile uluslararası gelişmeler bağlamında analitik bir çözümlemeye tabi tutulmuştur. 1980 sonrası dönem Türkiye siyasetinin dönüşümü açısından bir kırılma noktasını teşkil etmektedir. Uluslararası konjonktürde yaşanan gelişmelerin Türkiye'yi siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda önemli ölçüde etkilediği bu dönemde Türk-İslam Sentezi anlayışı doğrultusunda uygulanan politikalar ile liberal ekonomi politikaları İslamcı siyasetin yükselişine ve 1990'larda iktidar ortağı olmasına yol açmıştır. İslamcı siyasetin bu yükselişi 28 Şubat müdahalesiyle sona erdirilirken, bu dönemde uygulanan baskıcı politikalar laik hegemonyanın kendi anti-tezini doğurmasıyla sonuçlanmıştır. AK Parti adı altında daha güçlü bir şekilde örgütlenerek 2002 yılında iktidarı ele geçiren ve laik hegemonyanın karşısında konumlanan İslamcı siyaset bugün Türkiye siyasetinin dönüşümünün baş aktörü olmuştur. Laik ve İslamcı oluşumların politikalarının sonucunda Türkiye siyasetinde demokrasi adına önemli kazanımlar elde edildiği gibi önemli kayıplar da yaşanmıştır. Bu bağlamda demokrasi merkezli ele alındığında Türkiye siyasetinin dönüşümünü bir ilerleme ve gerileme süreci olarak okumak mümkündür. Nitekim Türkiye'de demokrasi adına atılan her ileri adım bir karşı koyuşla karşılaşmış ve Türkiye'de demokrasinin yerleşikleşmesi gerçekleşmemiştir. Laik hegemonyanın Türkiye siyasetine egemen olduğu dönemden İslamcı hegemonyanın egemen olduğu günümüze kadar geçen süreç boyunca yaşanan demokrasi krizlerinin esasında hegemonya bunalımının yaşanmasının ardından ortaya çıktığı görülmektedir. Genellikle karşı hegemonik oluşumların belirmeye başladığı dönemlerde ortaya çıkan hegemonya bunalımı egemen güçlerin karşı hegemonik oluşumlara yönelik anti-demokratik bir tutum takınarak devletin baskıcı araçlarına başvurmasına yol açmış, bu da hegemonya mücadelesinin devam etmesi sonucunu doğurmuştur. Hegemonyanın hem dinamik hem de diyalektik yapısının bir göstergesi olan bu duruma bağlı olarak, gelinen noktada Türkiye'de hegemonya mücadelesinin bitmediği, devam ettiği sonucuna ulaşılmış, bu mücadelenin dijitalleşmeyle birlikte farklı mecralarda ve farklı aktörlerle devam edeceği öngörülmüştür.
It is possible to interpret the course of Turkish political history through the struggle between secular and Islamist movements. The conflictual relationship between Westernists and traditionalists during the Ottoman modernization period continued between secularists and Islamists during the Republican era. This conflictual relationship between secularists and Islamists has also played a significant role in shaping recent Turkish politics. The division between secularists and Islamists emerged over the question of "what should be the position of religion" in the relationship between religion, state, and politics. This division, which emerged through religion, generally had a cultural dimension until the 1980s, but began to encompass economic dimensions in the post-1980 period. This thesis analyzes Turkish politics through the struggle between secular hegemony and Islamist hegemony and uses a comparative method to examine the impact of the struggle between secular and Islamist movements on Turkey. It is based on Gramsci's approach to hegemony. While primarily a theoretical study, the thesis also possesses a qualitative dimension, as the speeches and statements of leaders are subjected to document analysis. The thesis identifies the period between 1923 and 2011 as the period dominated by secular hegemony in Turkish politics, while the period following 2011 was characterized by Islamist hegemony. In this study, Turkish politics is analyzed through ideological, cultural, and economic factors, and is subjected to analytical analysis in the context of different social groups and identities that emerged after 1980, as well as international developments. The post-1980 period represents a turning point in the transformation of Turkish politics. During this period, when developments in the international conjuncture significantly impacted Turkey in political, social, economic, and cultural spheres, policies implemented in line with the Turkish-Islamic Synthesis and liberal economic policies led to the rise of Islamist politics and its accession to power in the 1990s. While this rise of Islamist politics was brought to an end by the February 28 intervention, the oppressive policies implemented during this period resulted in secular hegemony giving rise to its own antithesis. Islamist politics, which gained power in 2002 by organizing more strongly under the AK Party and positioning itself against secular hegemony, has become the primary actor in the transformation of Turkish politics. As a result of the policies of secular and Islamist groups, significant gains have been made for democracy in Turkish politics, but also significant losses. In this context, when viewed from a democracy-centric perspective, it is possible to interpret the transformation of Turkish politics as a process of progress and regression. Indeed, every step taken in the name of democracy in Turkey has been met with resistance, and democracy has not been consolidated. It is observed that the democratic crises experienced during the period from the period when secular hegemony dominated Turkish politics to the present day, when Islamist hegemony has dominated, have essentially emerged following the onset of a crisis of hegemony. This crisis of hegemony, which generally occurs during the emergence of counter-hegemonic movements, has led the ruling powers to adopt an anti-democratic stance against these movements and resort to repressive state tools, resulting in the continuation of the struggle for hegemony. Based on this situation, which is an indicator of both the dynamic and dialectical structure of hegemony, it has been concluded that the struggle for hegemony in Turkey is not over but continues, and it is predicted that this struggle will continue in different media and with different actors with digitalization.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Siyasal Bilimler, Political Science

Kaynak

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye