Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 1311
  • Öğe
    Deneysel diyabetik nöropati modelinde speksinin etkilerinin araştırılması
    (İnönü Üniversitesi, 2026) Bahar, Mehmet Refik; Tekin, Suat
    Amaç: Diyabetik nöropati (DN), insülin metabolizması ile ilişkili bir hastalıktır kronik hiperglisemi nedeniyle ortaya çıkar. Bu çalışmada, peptit yapılı bir hormon olan Speksin'in diyabetik nöropatinin in vivo ve in vitro modellerinde etkileri araştırıldı. Materyal ve Metot: Çalışmada 40 adet Balb-c ırkı erkek fare; Kontrol, DN, DN+SPX-12.5 ve DN+SPX-25 olmak üzere 4 gruba ayrıldı (n=10). Kontrol dışındaki gruplara intraperitonal (i.p.) olarak tek doz streptozotosin (150mg/kg) enjekte edildi ve 72 saat sonra kan glukoz seviyeleri ölçülerek 250 mg/dL'nin üzerinde seyreden hayvanlar diyabet kabul edildi. Daha sonra diyabetik hayvanlarda DN gelişmesi için 21 gün beklenildi. Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmadı, DN grubuna 15 günlük süreyle i.p. olarak SF enjeksiyonu yapıldı. 12.5 µg/kg ve 25 µg/kg SPX i.p. olarak sırasıyla DN+SPX-12.5 ve DN+SPX-25 gruplarına uygulandı. Deneyin sonlandırılmasının ardından dekapite edilen farelerin kan ve pankreas dokularından numuneler alındı. 1-2 günlük Wistar Albino ırkı sıçanlarından alınan dorsal kök gangliyonları (DKG), 24 saat boyunca yüksek glikoza maruz bırakılarak in vitro DN modeli oluşturuldu. SPX'in hücre sağkalımına etkisi değerlendirildi. Bulgular: SPX uygulamasının nosiseptif ağrı testleri sonucunda ağrı duyarlılığını düzenlediği belirlendi (p<0.05). Bununla birlikte SPX'in oksidatif stres parametlerini azalttığı (p<0.05) ve histopatolojik hasarı azalttığı (p<0.0001) tespit edildi. Ayrıca DKG'de hücre canlılığını artırdığı belirlendi (p<0.05). Sonuç: SPX'in ağrı duyarlılığını iyileştirdiği, oluşan inflamasyona bağlı oksidatif hasarı azalttığı ve anti inflamatuar etkinlik gösterdiği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Dorsal Kök Gangliyonu, Nöropatik Ağrı, Speksin
  • Öğe
    Adölesanların duygusal zekâ düzeyleri ile madde bağımlılığından korunma öz yeterlikleri arasındaki ilişki
    (İnönü Üniversitesi, 2026) Karagöz Çengel, Özlem; Emre, Oğuz
    Amaç: Araştırmanın amacı, adölesanların duygusal zekâ düzeyleri ile madde bağımlılığından korunma öz-yeterlikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve Metot: Araştırma 2024-2025 eğitim öğretim yılında Ardahan ili Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı lise öğrenimine devam eden 972 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Ergenler İçin Madde Bağımlılığından Korunma Öz-Yeterlik Ölçeği, Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın istatiksel analizinde SPSS v.25 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi için bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Adölesanların duygusal zekâ düzeylerinin ve madde bağımlılığından korunma öz yeterlik düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin madde bağımlılığından korunma öz yeterlikleri toplamında cinsiyet, yaş ve anne eğitim durumu değişkeninde; duygusal zekâ düzeyleri toplamında cinsiyet ve sınıf düzeyleri değişkeninde anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Adölesanların duygusal zekâ düzeyleri ile madde bağımlılığından korunma öz yeterlik düzeyleri arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç: Adölesanların duygusal zekâ düzeyleri arttıkça madde bağımlılığından korunma öz yeterlikleri artmaktadır. Bununla birlikte, adölesanların duygusal zekâ düzeyleri madde bağımlılığından korunma öz yeterliklerini anlamlı şekilde yordamaktadır. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Duygusal zekâ, Madde bağımlılığı, Öz yeterlik
  • Öğe
    SH-SY5Y nöroblastoma hücresinde soğuk stresin transkriptomik etkilerinin araştırılması
    (İnönü Üniversitesi, 2026) Özgen, Nazmi; Yüksel, Şengül
    Amaç: Bu çalışmanın amacı soğuk stresinin nöroblastoma hücreleri üzerine etkilerinin transkriptomik ve protein seviyeleri düzeyinde araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmada SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattı kullanıldı. Soğuk stres modelinde kullanılan hücreler 37°C (Kontrol), 31°C ve 25°C sıcaklıklarında ve 3, 6, 12, 24 saat sürelerinde inkübe edildi. Her sürenin sonunda RNA sekans verileri ve gen ekpresyonu için RNA izolasyonu, western blot için protein ekspresyonu, apoptoz düzeyleri için Annexin-V FITC yöntemi, hücre döngüsü için PI analizi yapıldı. İstatistiksel veriler için tek yönlü ANOVA testi uygulanıp sonuçlar değerlendirildi. Bulgular: SH-SY5Y hücrelerinde düşük sıcaklığın etkileri değerlendirildi ve özellikle 25 °C'de hücre morfolojisinin belirgin şekilde bozulduğu görüldü. RNA-seq analizleri, soğuk stresinin özellikle 31 °C 3 saat ve 25 °C 24 saat koşullarında anlamlı gen baskılanmasına neden olduğu saptandı. qPCR ve Western blot seviyeleri ATF6, HSP90 ve LIN28A'nın bazı koşullarda arttığını, CARHSP1, TP53, UBA52 ve XBP1'in ise çoğunlukla azaldığı saptandı. 25 °C'de inkübasyon süresi uzadıkça apoptoz oranlarının arttığı ve hücre döngüsü fazlarında belirgin değişimler meydana geldiği belirlendi. Sonuç: Çalışmamız da düşük sıcaklık stresinin SH-SY5Y hücrelerinde morfoloji, gen/protein ifadesi, apoptoz ve hücre döngüsü üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu özellikle 25 °C'de hem hücresel bütünlük bozulmuş hem de genetik yanıtlar güçlü şekilde değişmiş olup soğuk stresinin SH-SY5Y hücrelerinde hem moleküler hem de fonksiyonel düzeyde yeniden programladığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanser, Mikroçevre, Soğuk stresi, SH-SY5Y
  • Öğe
    Doğa temelli ses farkındalık programının, erken okuryazarlık ve erken matematik becerileri üzerine etkisinin incelenmesi [Doktora]
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Açar, Davut; Çelik, Osman Tayyar
    Amaç: Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde uygulanan doğa temelli ses farkındalık programının çocukların erken okuryazarlık ve erken matematik becerilerine etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Çalışmada, öntest-sontest-kalıcılık testi içeren ve kontrol grubu bulunan deneysel bir desen kullanılmıştır. Çalışma grubu, Hakkari ili merkezinde bulunan bağımsız anaokuluna devam eden 5 yaş grubu çocuklar arasından seçilmiş; 15 çocuk deney grubuna, 15 çocuk ise kontrol grubuna dâhil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Anasınıfı Çocuklarına Yönelik Erken Okuryazarlık Testi (EROT) ve Anasınıfı Çocuklarına Yönelik Erken Matematik Becerileri Değerlendirme Aracı (MATBED) kullanılmıştır. Deney grubuna, 10 hafta süresince haftada iki etkinlik şeklinde doğa temelli ses farkındalık programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise mevcut okul programı dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Nicel veriler, iki faktörlü ANOVA ve bağımsız örneklemler t-testi ile analiz edilmiştir. Kalıcılık etkisini değerlendirmek amacıyla deney grubunun üç zamanlı ölçümleri tekrarlı ölçümler için ANOVA ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Uygulanan program sonrasında deney grubundaki çocukların hem erken okuryazarlık hem de erken matematik becerilerinde anlamlı düzeyde gelişim gösterdiği; bu gelişimin kalıcı olduğu ve öğretmen görüşlerinin programın etkililiğini desteklediği bulunmuştur. Sonuç: Doğa temelli ses farkındalık programı, okul öncesi dönemde çocukların erken akademik becerilerini destekleyici etkiler göstermektedir. Programın, çok boyutlu gelişimi destekleyen içerik yapısıyla ilkokula hazırlık sürecine katkı sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk, Doğa temelli eğitim, Ses farkındalığı, Erken okuryazarlık, Erken matematik.
  • Öğe
    DOĞA TEMELLİ SES FARKINDALIK PROGRAMININ, ERKEN OKURYAZARLIK VE ERKEN MATEMATİK BECERİLERİ ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ
    (İnönü Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Açar,Davut
    Doğa Temelli Ses Farkındalık Programının, Erken Okuryazarlık ve Erken Matematik Becerileri Üzerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde uygulanan doğa temelli ses farkındalık programının çocukların erken okuryazarlık ve erken matematik becerilerine etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Çalışmada, öntest-sontest-kalıcılık testi içeren ve kontrol grubu bulunan deneysel bir desen kullanılmıştır. Çalışma grubu, Hakkari ili merkezinde bulunan bağımsız anaokuluna devam eden 5 yaş grubu çocuklar arasından seçilmiş; 15 çocuk deney grubuna, 15 çocuk ise kontrol grubuna dâhil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Anasınıfı Çocuklarına Yönelik Erken Okuryazarlık Testi (EROT) ve Anasınıfı Çocuklarına Yönelik Erken Matematik Becerileri Değerlendirme Aracı (MATBED) kullanılmıştır. Deney grubuna, 10 hafta süresince haftada iki etkinlik şeklinde doğa temelli ses farkındalık programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise mevcut okul programı dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Nicel veriler, iki faktörlü ANOVA ve bağımsız örneklemler t-testi ile analiz edilmiştir. Kalıcılık etkisini değerlendirmek amacıyla deney grubunun üç zamanlı ölçümleri tekrarlı ölçümler için ANOVA ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Uygulanan program sonrasında deney grubundaki çocukların hem erken okuryazarlık hem de erken matematik becerilerinde anlamlı düzeyde gelişim gösterdiği; bu gelişimin kalıcı olduğu ve öğretmen görüşlerinin programın etkililiğini desteklediği bulunmuştur. Sonuç: Doğa temelli ses farkındalık programı, okul öncesi dönemde çocukların erken akademik becerilerini destekleyici etkiler göstermektedir. Programın, çok boyutlu gelişimi destekleyen içerik yapısıyla ilkokula hazırlık sürecine katkı sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk, Doğa temelli eğitim, Ses farkındalığı, Erken okuryazarlık, Erken matematik.
  • Öğe
    BATTALGAZİ DEVLET HASTANESİNDE ÇALIŞAN HEMŞİRELERİN DEPREM SONRASI TRAVMA DÜZEYLERİ VE MESLEKİ DOYUMLARININ İNCELENMESİ
    (İnönü Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Demir,Cihan
    Battalgazi Devlet Hastanesinde Çalışan Hemşirelerin Deprem Sonrası Travma Düzeyleri ve Mesleki Doyumlarının İncelenmesi Amaç: Bu araştırma hemşirelerin deprem sonrası travma düzeylerinin ve mesleki doyumlarının incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Materyal ve metot: Araştırma Battalgazi Devlet Hastanesi’nde 22 Ekim 2024 ile 6 Ocak 2025 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Battalgazi Devlet Hastanesi’nde çalışan hemşireler, örneklemini ise örnekleme alınma kriterlerine uyan hemşireler oluşturmuştur. Veriler kriterlere uyan 235 hemşireden toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Kişisel Bilgi Formu ve Mesleki Doyum Ölçeği (MDÖ) ve Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği (DSTDBÖ) kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından Google Formlar üzerinden yapılmıştır. Gerekli etik kurul izni ve kurum izni alınmıştır. Bulgular: Hemşirelerin Mesleki Doyum Ölçeği’nden aldıkları puan ortalaması ile cinsiyet, eğitim durumu ve çalıştığı birim arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Erkeklerin Mesleki Doyum Ölçeği puan ortalaması kadınlardan daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin Deprem Sonrası Travma Düzeyi Belirleme Ölçeği’nin uyku problemi (t=-2.034, p<0.05), bilişsel yapı (t=-3.325, p<0.01), duyuşsal yapı (t=-2.367, p<0.01) alt boyutları ve toplamından (t=-2.228, p<0.05) puan ortalamaları ile cinsiyet arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadınların Deprem Sonrası Travma Düzeyi Belirleme Ölçeği’nin uyku problemi, bilişsel yapı, duyuşsal yapı alt boyutları ve toplam puan ortalaması erkeklerden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Deprem Sonrası Traavma Düzeyi Belirleme Ölçeği’nin duyuşsal yapı alt boyutundan alınan puanların çalıştığı birime göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Mesleki Doyum Ölçeği puanları ile Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği uyku problemi (r=-0.192, p<0.01), davranış problemi (r=-0.129, p<0.05), bilişsel yapı (r=-0.183, p<0.01) ve toplam (r=-0.167, p<0.05) puanları arasında düşük düzeyde negatif yönlü anlamlı bir korelasyon belirlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonucuna göre erkeklerin mesleki doyumları kadınlarınkinden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınların Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği alt boyutları toplam puanları erkeklerden daha yüksektir ve depremden çok daha fazla etkilendikleri saptanmıştır. Kadın hemşirelere yönelik hastane tarafından psikoljik destek ve eğitim etkinliklerin düzenlenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Travma, Doyum, Hemşire
  • Öğe
    Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığını seçen tıp hekimlerinin uzmanlık alanı hakkındaki değerlendirmeleri
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Fırat, Tuba Yıldırım; Karataş, Mehmet
    Amaç: Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığını seçen tıp hekimlerinin uzmanlık alanı hakkındaki değerlendirmeleridir. Materyal ve metot: Kesitsel ve tanımlayıcı araştırma türünde planlanan araştırma, araştırmacı ve etik uzmanları tarafından hazırlanan 36 soruluk anket formu ile Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında çalışan hekimlerle yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Çalışmada evrenin tamamına (39 kişi) ulaşılmıştır. İstatistik analizler IBM SPSS Statistics 26.0 kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Araştırmada hekimlerin uzmanlık alanına yönelik görüşlerinde cinsiyet değişkeninde göre anlamlı farklılık olmadığı, medeni durum değişkeninde bir, çocuk sayısı değişkeninde üç, unvan değişkeninde bir ifadede anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Hekimlerin uzmanlık alanı tercihlerinde çocuk sevgisinin öne çıktığı, yoğun çalışma ve aile iletişimlerinde zorluklar yaşadıkları, uzmanlık alanının toplumdaki imajının güçlü olmasının yanında cinsiyet temelli eşitsizliklerin kariyer ve kurum içi rol dağılımına etkisinin olduğu görülmüştür. Hekimlerin mesleklerini daha etkin biçimde icra edebilecekleri bir sistem talep etikleri, bu alanı seçmelerinde yalnızca rasyonel değil, duygusal, toplumsal ve mesleki dinamiklerin de etkili olduğu anlaşılmıştır. Hekimler uzmanlık eğitim sürecinin daha uygulamaya yönelik olması gerektiğini, eğitimin yalnızca bilgi aktarımından ibaret olmadığını; aynı zamanda sağlıklı bir kurum kültürü, etkili iletişim ve destekleyici sosyal ilişkilerle birlikte yürütüldüğünde daha nitelikli olabileceğini vurgulamışlardır. Sonuç: Araştırma kapsamında elde edilen bulgular, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitiminin yalnızca mesleki bilgi ve teknik beceri aktarımıyla sınırlı olmayan, aynı zamanda sosyal, kültürel, yapısal ve duygusal birçok boyutu barındıran multidisipliner bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Uzmanlık eğitimi süresince karşılaşılan bireysel ve kurumsal zorluklar, yalnızca klinik görevlerini değil, aynı zamanda eğitimin yapısal bileşenlerinin ve sistemsel destek mekanizmalarının da gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir.
  • Öğe
    Reiki ve duygusal özgürleşme tekniğinin hemodiyaliz hastalarınınsemptom yükü, hastalığa uyum, yaşam bulguları ve kateterle ilişkiliağrı üzerine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Çelik, Hanife; Aslan, Hakime
    Amaç: Bu araştırma, reiki ve duygusal özgürleşme tekniğinin (EFT) hemodiyaliz hastalarının semptom yükü, hastalığa uyum, yaşam bulguları ve kateterle ilişkili ağrı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütüldü. Materyal ve Metot: Araştırma, ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma modeli olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Eylül 2023-Ocak 2025 tarihleri arasında Bingöl ilinde bulunan iki hemodiyaliz ünitesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, bu iki hastanedeki tüm hemodiyaliz hastaları oluşturmuştur. Örneklem ise güç analizi ile belirlenen 96 hastadan (Reiki grubu = 32, Duygusal Özgürleşme Tekniği grubu = 32 ve kontrol grubu = 32 kişi) oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında "Diyaliz Semptom İndeksi," "Son Dönem Böbrek Yetmezliği Uyum Ölçeği," "Yaşam Bulguları İzlem Formu" ve "Vizüel Analog Skalası" kullanılmıştır. Araştırma sürecinde, deney gruplarındaki hastalara 8 seans Reiki ve EFT uygulanmış; kontrol grubundaki hastalar ise rutin bakım uygulamalarına devam etmişlerdir. Bulgular: Araştırma sonucunda reiki ve EFT grubunda yer alan hastaların semptom yüklerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azaldığı, hastalığa uyumlarının kontrol grubuna göre anlamlı şekilde arttığı ve kateterle ilişkili ağrı düzeylerinin anlamlı şekilde azaldığı belirlendi (p<0.05). Yaşam bulgularının seansların uygulandığı haftalarda anlamlı şekilde değiştiği (p<0.05), ancak kontrol ölçümünde yaşam bulguları üzerinde anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç: Sonuç olarak reiki ve EFT'nin hemodiyaliz hastalarının semptomlarını azalttığı, hastalığa uyumlarını artırdığı ve kateterle ilişkili hissedilen ağrıyı azalttığı belirlendi. Yaşam bulguları üzerindeki etkileri ise seansların uygulanması ile değiştiği belirlendi. Bu sonuçlara göre reiki ve EFT yöntemlerinin hemodiyaliz hastalarının bakımına katılması ve hemşirelerin bu konularda eğitilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Reiki, EFT, Hemodiyaliz, Semptom, Hemşirelik Bakımı
  • Öğe
    Ergenlerde sosyotelizm (phubbing) davranışının yalnızlık ve depresyon düzeylerine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Çam, Buket; Aktürk, Ümmühan
    Amaç: Bu araştırma, ergenlerin sosyotelizm davranışının yalnızlık ve depresyon düzeyleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma kesitsel tasarımda gerçekleştirildi. Araştırma Kasım 2024 – Haziran 2025 tarihleri arasında Malatya ili Yeşilyurt ilçesinde bulunan 6 lisede yapıldı. Araştırmanın evrenini araştırma kapsamına alınan liselerdeki 3341 ergen birey oluşturdu. Araştırmanın örneklemi ise yapılan güç analizi ile 1828 ergen birey olarak belirlendi ve kümelerdeki öğrenciler listelenerek basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçildi. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Genel Phubbing Ölçeği Ergen Versiyonu, UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu, Kutcher Ergen Depresyon Ölçeği Kısa Formu kullanıldı. Verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programı, değerlendirmesinde ise tanımlayıcı istatistik, yüzdelik dağılım ve regresyon analizleri kullanıldı. İstatistiksel yanılgı düzeyi p<0.05 olarak uygulandı. Bulgular: Araştırmada, sosyotelizm davranışının yalnızlık ve depresyon düzeyleri üzerinde pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı etkisi saptandı (p<0.001). Sosyotelizmin, depresyon düzeyine ilişkin varyansın %21,1'ini; yalnızlık düzeyine ilişkin varyansın ise %0,076'sını açıkladığı saptandı. Yalnızlık düzeyini etkileyen değişkenler arasında uyku düzeni, annenin eğitim düzeyi, ekonomik düzey ve sağlık algısı bulunurken (p<0.05), depresyon düzeyi üzerinde aile tipi, sağlık algısı, uyku düzeni, kendine ait akıllı cihaz varlığı ve sosyal medya kullanım süresinin etkisi bulundu (p<0.05). Ayrıca, sosyo-demografik değişkenlerin ergen depresyon düzeyi üzerinde %28,9 oranında anlamlı bir etkiye sahip olduğu saptandı. Sonuç: Araştırmada sosyotelizm puanındaki artışın, yalnızlık ve depresyon düzeyleri üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Sosyotelizm, Phubbing, Yalnızlık, Depresyon, Halk Sağlığı Hemşiresi
  • Öğe
    Acil servislerde hemşirelik bakım algısının karma yöntemle değerlendirmesi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Tok, Sedef; Cengiz, Zeliha
    Amaç: Bu araştırma, acil servise başvuran hastaların hemşirelik bakım algısını incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırma paralel karma yöntem bir tasarım olarak İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi ve Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servislerinde Kasım 2023- Haziran 2025 tarihleri arasında yapılmıştır. Taburcu olmasına karar verilen 1064 hastaya, acil servisten ayrılmadan önce anket uygulanmış ve anket yapılan 30 hasta ile yüz yüze görüşme yapılmıştır. Verilerin toplanmasında nicel aşama için "Hasta Tanıtım Formu" , "Hastaların Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği" nitel aşama için "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde normal dağılan nicel veriler için bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Nitel veriler tematik analiz yapılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 40.39±17.04 olup, %54.4'ü erkektir. Hastaların "Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği'nden" aldıkları ortalama puan 41.27±11.10 olarak belirlenmiştir. Hastaların en fazla puan aldıkları madde 3.31 puan ile 'Hemşireler çoğu şeyi bana sorarak yaptılar' maddesi olmuştur. Hastaların en az puan aldıkları madde ise 2.12 puan ile "Bazı sorunların, hemşirelerin çabaları sayesinde önlendiğini biliyorum." maddesi olmuştur. Acil servislere başvuran hastaların hemşirelik bakım algısına yönelik 4 ana tema belirlendi. Bu temalar; hemşirelik bakımının tanımına ilişkin görüşler, acil servis ortamında hemşirelik bakımından beklentiler, hemşirelik bakımının yararları ve acil serviste alınan hemşirelik bakımına ilişkin değerlendirmeler olarak incelendi. Sonuç: Araştırma bulgularına göre hastaların hemşirelik bakım algısı orta düzeyde bulunmuştur. Acil servislerde hastaların hemşirelik bakımına yönelik algıları; hemşirelik bakımını nasıl tanımladıkları, acil hemşirelik bakımı sürecine dair beklentileri, bakımın kendilerine sağladığı yararlar ve aldıkları bakıma ilişkin bireysel değerlendirmeleri ile şekillenmektedir. Bu bulgular, acil servislerde hemşirelik bakım hizmetlerinin hasta beklenti ve deneyimlerine duyarlı şekilde yeniden yapılandırılmasının önemine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil, Bakım Algısı, Hasta, Hemşirelik Bakımı
  • Öğe
    Lohusalara verilen emzirme danışmanlığının emzirme başarısı ve emzirme öz yeterliliğine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Atalan, Kübra Nur; Aylaz, Rukuye
    Amaç: Bu çalışma lohusalara verilen emzirme danışmanlığının emzirme başarısı ve emzirme öz yeterliliğine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma tek grup ön test-son test modeliyle, Şubat 2022 Aralık 2022 tarihleri arasında Kahramanmaraş Elbistan Devlet Hastanesi Kadın Doğum Servisi'nde yapılmıştır. Çalışmaya 98 lohusa alınmıştır. Lohusalara ön test olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcılara 4-5 kişilik gruplar halinde toplamda 2 saat 2 oturum olmak üzere emzirme eğitimi verildikten sonra eğitim kitapçığı dağıtılmıştır. Son oturumun sonunda, lohusalara tekrardan Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu ve LATCH-Emzirme Tanılama Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 21 paket programından yararlanılanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzde dağılımı ve aritmetik ortalamaları alınıp, Kolmogorov Smirnov testi yapıldıktan sonra normal dağılıma uyanlar için bağımlı gruplarda t testi ve Anova testi, normal dağılıma uymayanlar için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu ön test puanı ortalama değeri 62.03±5.74, son test puanı ortalama değeri 68.97±1.18 olarak bulunmuştur. Son test puan ortalaması, ön test puan ortalamasından daha yüksek olduğu ve aralarında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). LATCH-Emzirme Tanılama Ölçeği ön test puanı ortalama değeri 8.74±1.50, son test puanı ortalama değeri 9.92±0.25 olarak bulunmuştur. LATCH-Emzirme Tanılama Ölçeği son test puan ortalaması, ön test puan ortalamasından daha yüksek olduğu ve aralarında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Lohusalara verilen emzirme danışmanlığının, emzirme başarısını ve emzirme öz yeterlilik algısını olumlu etkilediği saptanmıştır. Emzirme sürecini etkileyen anneye ve bebeğe ait özelliklerin belirlenip, sorunların giderilmesi için gerekli eğitimlerin verilmesi emzirme sürecini olumlu etkileyecektir. Anahtar Kelimeler: Emzirme başarısı, Emzirme danışmanlığı, Emzirme öz yeterliliği, Lohusa
  • Öğe
    Sisplatin ile indüklenen sıçanlarda testiküler toksisiteye karşı astaksantinin koruyucu etkileri
    (İnönü Üniversitesi, 2024) Tepe, Nuray; Yıldız, Azibe
    Amaç: Sisplatinin testis üzerindeki hasarına karşı astaksantinin biyokimyasal, histopatolojik ve immünohistokimyasal yöntemlerle değerlendirip sonuçlandırmayı amaçladık. Yöntem ve Gereç: 36 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçanlar kullanıldı ve 4 gruba ayrılarak kontrol ve astaksantin grubunda 8, sisplatin ve sisplatin+astaksantin grubunda 10 adet sıçan olacak şekilde ayarlandı. Deney sonunda dokular toplandı ve histolojik analizler için H-E ve immünohistokimya için Nrf2, HO-1, Vimentin, Kaspaz-3, PCNA ve 3?-HSD ile boyandı. Biyokimyasal analizler için kalpten alınan kanlardan testosteron hormon ve testis dokularından MDA ve tGSH analizi yapıldı. Bulgular: Biyokimyasal sonuçlara göre sisplatin grubunda testosteron seviyesinde ve tGSH düzeyinde anlamlı bir azalma, MDA düzeyinde ise anlamlı bir artış gözlendi. İmmünohistokimyasal sonuçlara göre Nrf2, HO-1, vimentin ve kaspaz-3 immünreaktivitesinde artış, 3?-HSD ise anlamlı bir azalma gözlendi. Histopatolojik sonuçlara göre seminifer epitel ve tübül çapları sisplatin grubunda anlamlı bir azalma gözlendi. Deney öncesi ve sonrası vücut ağırlıkları sisplatin grubunda anlamlı bir azalma, testis ağırlıkları karşılaştırıldığında ise belirgin bir azalma olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Sisplatinin testis üzerindeki sitotoksik etkisine karşı astaksantinin koruyucu ve tedavi edici etkinliği, çalışmamızın sonuçları ile kanıtlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Astaksantin, Apoptoz, İnflamasyon, Testis hasarı, Sisplatin, Oksidatif stress.
  • Öğe
    Ayak refleksolojisi ve terapötik dokunuşun hemodiyaliz tedavisi gören kadınlarda yorgunluk, depresyon ve cinsel yaşam kalitesi üzerindeki etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Ağralı, Cansu; Yağmur, Yurdagül
    Amaç: Bu araştırma ayak refleksolojisi ve terapötik dokunmanın (TD) hemodiyaliz tedavisi gören kadınlarda yorgunluk, depresyon ve cinsel yaşam kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve metot: Araştırma ön test son test kontrol gruplu randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırma, refleksoloji, TD ve kontrol gruplarındaki toplam 108 hemodiyaliz tedavisi alan kadın ile tamamlandı. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın (CYKÖ-K) kullanılarak toplandı. Refleksoloji ve TD gruplarına, dört hafta süresince haftada iki kez uygulama yapılarak, toplamda sekiz seans gerçekleştirildi. Verilerin analizinde Welch testi, tek Yönlü ANOVA, ilişkili örneklemler için t testi, Cohen's d ve Omega-kare kullanıldı. Bulgular: Gruplar arası karşılaştırmalar sonucunda, refleksoloji ve TD uygulanan gruplarda, kontrol grubuna kıyasla son test puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0.05). Araştırmada Refleksoloji ve TD gruplarında müdahale öncesi ve sonrası değerlendirildiğinde, YŞÖ (5.82±1.36'dan 1.92±0.73'e; 5.55±1.50'den 1.84±1.41'e) ve BDÖ puanlarının ise (37.97±16.21'den 6.31±5.22'ye; 37.97±16.21'den 9.83±8.50'ye) anlamlı şekilde azaldığı, CYKÖ-K puanlarının sırasıyla (18.58±18.88'den 80.46±11.97'ye; 24.06±18.88'den 79.88±16.05'e) anlamlı düzeyde yükseldiği belirlendi (p<0.05). Sonuç: Refleksoloji ve TD'nin yorgunluk ve depresyonu azalttığı, cinsel yaşam kalitesini arttırdığı saptandı. Kadın sağlığı alanındaki hemşirelerin, hemodiyaliz tedavisi alan kadınların bakımında refleksoloji ve TD gibi tamamlayıcı yaklaşımları kullanmaları önerilmektedir.
  • Öğe
    Yetişkin erkek sıçanlara akrilamid uygulamasının kas ve yağ dokuda aromataz gen ekspresyonuna etkisinin incelenmesi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Demirtaş, Sezin; Türköz, Yusuf
    Amaç: Akrilamid (AKR) normalde gıdalarda olmayan ancak yüksek sıcaklıkta pişirilme sonucu oluşan ve günlük hayatta sıkça maruz kaldığımız toksik etkileri olan bir kimyasaldır. CYP19A1 geni tarafından kodlanan Aromataz, androjenlerin östrojenlere dönüşümünü katalize eder. Amacımız, AKR maruziyetinin yetişkin erkek sıçanların kas ve yağ dokularındaki aromataz gen ekspresyonu üzerindeki etkilerini incelemektir. Ayrıca, bu araştırma, E vitamininin AKR'nin erkek üreme üzerinde neden olduğu toksik etkilere karşı potansiyel koruyucu etkilerini araştırmayı hedeflemiştir. Materyal ve Metot: Bu araştırmada, 48 adet 200 ± 30 gr ağırlığında 8 haftalık erişkin erkek Spraque Dawley rat kullanılmıştır. Ratlar 5 gruba ayrılmıştır: Grup 1: Kontrol grubu (8 rat), Grup 2: Mısır yağı grubu (8 rat), Grup 3: E vitamini grubu (8 rat), Grup 4: AKR grubu (12 rat) ve Grup 5: AKR + E vitamini grubu (12 rat). Bu araştırmada tedavi grubu ratlara 56 gün boyunca, içme suyu ile AKR uygulanmış, E vitamini ve mısır yağı ise oral gavaj ile verilmiştir. Tüm grup ratlarının ad-libitum beslenerek yem ve suya sınırsız erişimi sağlamıştır. 56 günün sonunda ratlardan kan, kas ve yağ doku örnekleri toplanıp uygun şartlarda muhafaza edilmiştir. Doku örneklerinden aromataz gen ekspresyonu, Western Blot yöntemi ile analiz edilmiştir. Serum numunelerinde ise testosteron, östradiol, FSH ve LH düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçülmüştür. Ayrıca çalışma süresince canlı hayvan ağırlıkları ile sıçanların yem ve su tüketimleri haftalık olarak kaydedilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre, AKR'nin kas ve yağ aromataz ekspresyonunda belirgin artışlara sebep olduğu ve testosteronu düşürerek, FSH salınımını anlamlı derecede arttırdığı ortaya konulmuştur. AKR ile E vitamininin birlikte uygulamasında E vitamini, AKR kaynaklı aromataz artışı ve testosteron düşüşü üzerinde sınırlı düzeyde bir iyileşme sağlayabilmiştir. Sonuç: Tüm bu sonuçlar, AKR uygulamasının kas ve yağ dokuda aromataz aktivitesini artırarak testosteronun östradiole dönüşümünü hızlandırarak erkek üreme sisteminde yapısal ve fonksiyonel bozukluklara neden olabileceğini ve bunun sonucunda da erkek ratlarda AKR kaynaklı kısırlığın meydana gelebileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    Postmenopozal kadınlarda sujok uygulamasının üriner inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Yıldız, Elif Ayfer Baltacı; Nacar, Gülçin
    Amaç: Bu araştırma, postmenopozal kadınlarda sujok uygulamasının üriner inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütüldü. Materyal ve Metot: Araştırmanın evrenini, Bingöl il merkezinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı, postmenopozal dönemde olup ICIQ-SF ile üriner inkontinansı belirlenen kadınlar oluşturmuştur. Araştırma örneklemini, postmenopozal dönemdeki, üriner inkontinans şikâyeti olan 120 (Müdahale grubu=60, kontrol grubu=60) kadın oluşturdu. Müdahale grubundaki kadınlara 15 gün boyunca sağ el mesane yansıma noktasına, günde 4-8 saat elma çekirdeği ile sujok uygulandı. Veriler, Katılımcı Bilgi Formu, Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Sorgulama Anketi-Kısa Formu, İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmada, sujok uygulamasının postmenopozal kadınlarda üriner inkontinansı anlamlı düzeyde azalttığı (p<0.001) ve yaşam kalitesini arttırdığı saptandı (p<0.001). Müdahale grubunda İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları incelendiğinde, davranışların sınırlandırılması, psikososyal etkilenme ve sosyal izolasyon alanlarında da anlamlı düzeyde iyileşme görüldü (p<0.001). Sonuç: Sujok uygulamasının, postmenopozal kadınlarda üriner inkontinansı azaltan, yaşam kalitesini arttıran tamamlayıcı bir uygulama olduğu saptandı.
  • Öğe
    Yüksek yağlı diyetle oluşturulan obezite hayvan modelinde kurkuminin TRPM2 kanal proteinine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Durhan, Merve; Çiğremiş, Yılmaz
    Amaç: Bu tez, yüksek yağlı besin tüketimiyle oluşturulan deneysel obezite modelinde Kurkumin'in TRPM2 kanal proteinine olan etkisini moleküler, biyokimyasal ve histopatolojik yönden incelemeyi amaçlamıştır. Materyal ve metot: 12 hafta boyunca yüksek yağlı yem ve standart yem ile beslenen sıçanlar her grupta 12 hayvan olmak üzere kontrol, taşıt, Kurkumin (60 mg/kg v.a), yüksek yağlı yem ve yüksek yağlı yem + Kurkumin olarak beş gruba ayrıldı. Hayvanlardan kan glukoz seviyeleri, hemodinamik analizler, vücut ve organ ağırlık ölçümleri ile serum ve doku örneklerinden ELISA yöntemi ile insülin, CRP, TNF?, IL-6, IL-1? ve TRPM2 protein miktarları ölçüldü. Sıçanların karaciğer dokularından MDA, GSH seviyeleri ve SOD, CAT aktiviteleri ile TRPM2 gen ifadesi ölçüldü. Ayrıca karaciğer, kalp, damar, böbrek, kas ve beyaz yağ doku örnekleri histopatolojik olarak analiz edildi. Bulgular: Kan glukoz seviyesi yüksek yağlı yem gubunda diğer gruplara kıyasla yüksek idi (P < 0.05). Yüksek yağlı yem grubu diğer gruplardan daha düşük kan basıncı ve daha fazla EKG düzensizliği gösterdi. Karaciğer dokuda MDA, IL-1?, TRPM2 seviyeleri yüksek yağlı yem grubunda anlamlı yüksek bulunurken, SOD aktivitesi düşmüştü (P < 0.05). Gruplar arasında karaciğer dokusu CAT aktivitesi, IL-6, TRPM2 gen ifadesinde bir fark gözlenmedi (P > 0.05). Histopatolojik olarak sadece yüksek yağlı yem tüketen gruplara ait karaciğer dokusunda steatoz bulundu; böbrek, kalp, damar, kas ve beyaz yağ dokuda patolojik bir farklılık gözlenmedi. Sonuç: YYD ile beslenmenin kan glukoz seviyesi, ALP ve kolesterolde artışa ve kardiyak ölçümlerde anormalliğe neden olması, insülin metabolizmasında bozulmaya ve kardiyovasküler sorunlara yol açabilir. Karaciğerde artan MDA, IL-1? ve TRPM2 seviyeleri YYD ile oksidatif stresin artacağını gösterebilir. Kurkumin'in yükselen değerlerde düşüş sağlamasının oksidatif stres, lipid metabolizması ve enflamasyonda katkısının olabileceğini düşündürmektedir.
  • Öğe
    Obez bireylerde bilişsel davranışçı terapi temelli ve motivasyonel görüşme destekli psikoeğitimin duygusal yeme ve psikolojik dayanıklılık üzerine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Durmuş, Yusuf; Yıldız, Erman
    Amaç: Araştırma, obez bireylerde BDT temelli ve MG destekli psikoeğitimin duygusal yeme ve psikolojik dayanıklılık üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıl-mıştır. Materyal ve metot: Bu araştırma, randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Diyetisyen polikliniklerine başvuran 116 obez bireyden, katılım kriterlerini karşılayan 84'ü randomize edilerek deney (n=42) ve kontrol (n=42) grupla-rına atanmıştır. Çalışma, 81 katılımcı (40 deney, 41 kontrol) ile tamamlanmış-tır.Deney grubuna sekiz hafta süren, yapılandırılmış bir BDT ve MG temelli psikoeği-tim programı uygulanırken, kontrol grubu standart bakım almıştır.Katılımcıların duy-gusal yeme ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri, girişim öncesi, hemen sonrası ve iki ay sonraki izlemde Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ) ile ölçülmüştür. Veriler, iki yönlü karma desenli ANOVA ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçları, müdahalenin hem duygusal yeme (Grup x Zaman Etkileşimi: F(1,79) = 37.263, p < .001, ?p² = 0.321) hem de psikolojik dayanıklılık (Grup x Zaman Etkileşimi: F(1,79) =20.303 , p < .001, ?p² =0.204) üzerinde istatistik-sel olarak anlamlı ve güçlü bir etki yarattığını göstermiştir. Deney grubunda duygusal yeme puanlarında gözlenen anlamlı düşüş ve psikolojik dayanıklılık puanlarında göz-lenen anlamlı artış, iki aylık izlem döneminde de korunmuştur. Kontrol grubunda ise anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Sonuç: BDT ve MG ilkelerini bütünleştiren psikoeğitim, obez bireylerde hem duygusal yeme davranışını azaltmada hem de psikolojik dayanıklılığı artırmada etkili ve kalıcı sonuçlar sunan bir müdahale modelidir. Anahtar kelimeler: Bilişsel davranışçı terapi, Duygusal yeme, Motivasyonel görüşme, Obezite, Psikiyatri hemşireliği, Psikoeğitim, Psikolojik dayanıklılık
  • Öğe
    Video destekli basınç yaralanması eğitiminin bakım verenlerin bilgi düzeyleri, bakım verme tutum, davranış ve tepkilerine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Camci, Gazi Baran; Cengiz, Zeliha
    Amaç: Bu araştırma, basınç yaralanması oluşma riski yüksek hastaların bakım verenlerine video gösterimi kullanılarak verilecek eğitimin bakım verenlerin bilgi düzeyi, bakım vermeye yönelik tutum, davranış ve tepkilerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Araştırma randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütüldü. Araştırmanın örneklemini güç analizi ile belirlenen 270 (90 video destekli eğitim, 90 geleneksel eğitim 90 kontrol) bakım veren oluşturdu. Veriler ''Sosyodemografik Özellikler Formu'', ''Braden Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği'', ''Bakım Veren Tepki erDeğerlendirme Ölçeği'' ile araştırmamız kapsamında Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini yaptığımız ''Bakım Verenlerin Basınç Yaralanmalarını Önlemeye Yönelik Bilgi, Tutum ve Uygulamalarını Değerlendirme Ölçeği'' kullanılarak ölçüldü. Video destekli eğitim grubuna basınç yaralanmalarının önlenmesi ve bakımı konusunda hazırlanmış videolar dört hafta boyunca en az üç kez izletildi. Geleneksel eğitim grubuna ise literatür kapsamında oluşturulan eğitim kitapçığı ile yüz yüze eğitim verildi. Randomizasyon sonrası tüm gruplarda ön test, girişimler sonrası ise son test ölçümleri yapıldı. Bulgular: Zaman faktörüne göre tüm gruplarda bilgi, tutum ve uygulama puanlarında artış görüldü, bu artışın video destekli eğitim grubunda daha belirgin olduğu saptandı. Grup-zaman etkileşiminde, video destekli eğitimin bilgi ve uygulama alanlarında geleneksel eğitim ve kontrol grubuna kıyasla daha etkili olduğu bulundu (p<0.05). Bakım veren Tepki Değerlendirme Ölçeği'nde ise girişim sonrasında video destekli eğitim grubunun toplam puan ortalamasının düştüğü ve bakım yükünün azaldığı belirlendi. Alt boyutlarda özsaygı, planlamada aksaklık ve finansal zorluk alanlarında olumlu etkiler görüldü, aile desteği ve sağlık sorunları alt boyutlarında anlamlı değişiklik saptanmadı. Sonuç: Araştırmada video destekli eğitimin, bakım verenlerin bilgi düzeyini artırmada, uygulamalarını geliştirmede ve bakım yükünü azaltmada etkili bir yöntem olduğu; tutum değişiminde ise geleneksel eğitim ile benzer katkılar sağladığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Bakım Veren, Bakım Davranışı, Bakım Verme Tepkisi, Bakım Verme Tutumu, Basınç Yaralanması, Hemşirelik, Video Eğitimi.
  • Öğe
    Web tabanlı siber cinsel şiddet eğitim ve danışmanlığın siber cinsel şiddet deneyimi duyarlılığı ve siber güvenlik üzerine etkisi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Taşkın, Şehadet; Taşhan, Sermin Timur
    Amaç: Araştırma, web tabanlı siber cinsel şiddet eğitim ve danışmanlığının siber cinsel şiddet deneyimi, duyarlılığı ve siber güvenlik üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırma, randomize kontrollü ön test-son test deneme modeli olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Harran Üniversitesi Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği ve okul öncesi öğretmenliği bölümü kız öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini 70 deney ve 72 kontrol grubu olmak üzere toplam 142 kız öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veriler Katılımcı Bilgi Formu, SCŞÖ, SZDÖ ve KSGSÖ kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada deney grubunda olan kız öğrencilere web tabanlı siber cinsel şiddet eğitim ve danışmanlığı verilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilere ön test veri toplama formları uygulandıktan 12 hafta sonra son test veri toplama formları uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubundaki öğrencilerin SZDÖ son test puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuş olup siber zorbalığa karşı daha duyarlı oldukları tespit edilmiştir (p<0.001). Araştırmada son testte deney grubundaki öğrencilerin SCŞÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuş olup siber cinsel şiddet mağduriyetlerinin azaldığı tespit edilmiştir (p<0.001). Ayrıca SCŞÖ'nin istenmeyen cinsel metin ve istenmeyen cinsel istek alt boyutlarının puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p<0.001). Deney grubundaki öğrencilerin KSGÖ puan ortalaması son testte kontrol grubuna göre daha yüksek çıkmış olup öğrencilerin siber güvenlik düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.001). Son testte deney grubundaki öğrencilerin KSGÖ'nün tüm alt boyut puan ortalamaları kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: Araştırmada siber cinsel şiddet eğitim ve danışmanlığının öğrencilerin siber zorbalığa karşı duyarlılığını geliştirdiği ve siber güvenlik düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Siber, Cinsel şiddet, Eğitim, Danışmanlık, Hemşirelik
  • Öğe
    Subjektif tinnitus şikayeti olan normal işitmeye sahip bireylerde elektrofizyolojik yanıtların incelenmesi
    (İnönü Üniversitesi, 2025) Gül, Sinem Ülkü; Demir, İsmail
    Amaç: Bu çalışmanın amacı normal işitmeye sahip subjektif tinnitusu olan bireylerin etkilenim süresinin elektroakustik yanıtlar, elektrofizyolojik yanıtlar, bilişsel yetenekler ve günlük yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Odyoloji kliniğinde Aralık 2023- Ekim 2024 tarihleri arasında normal işitmeye sahip subjektif tinnituslu gönüllü bireyler dahil edilerek gerçekleştirilmiştir. Bireyler tinnitus etkilenim sürelerine göre kısa dönem, uzun dönem olmak üzere gruplandırılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan kısa dönem grubuna 17 birey, uzun dönem grubuna 17 birey ve kontrol grubuna 17 birey dahil edilmiştir. Bireylere TEOAE, DPOAE, kontralateral supresyon, ABR testleri uygulanmış; THE, KUİK ölçeklerini doldurmaları talep edilmiştir. Bulgular: Çalışma bulgularına göre TEOAE test sonucunda 1400 Hz frekansında uzun dönem grubu kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük elde edilmiştir (p<0.05). DPOAE test sonucunda 2000 Hz, 2800 Hz, 4000 Hz frekanslarında uzun dönem grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük sonuç elde edilmiştir (p<0.05). Kontralateral supresyon ve ABR test sonuçlarında gruplar arasında anlamlı bir fark izlenmemiştir (p>0.05). KUİK ölçeği skorlarında uzun dönem grubu kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük elde edilmiştir (p<0.05). THE ölçek skorlarında uzun dönem grubunda kısa dönem grubuna kıyasla anlamlı derecede yüksek sonuçlar izlenmiştir (p<0.05). THE ve KUİK ölçekleri arasında negatif bir korelasyon izlenmiştir. Sonuç: Elde edilen sonuçlar doğrultusunda tinnitus etkilenim süresindeki artışın dış tüylü hücrelerden alınan yanıtları etkilediği sonucuna varılmıştır. Ölçek bulgularına göre etkilenim süresi arttıkça bilişsel düzeyde etkilenimin arttığı ve hayat kalitesinin düştüğü gözlemlenmiştir.